30 Haziran 2016 Perşembe

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu / Stefan Zweig | Kitap Yorumu


BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU

Yazarı : Stefan Zweig
Çevirmeni : Gülperi Sert
Yayım Yılı : 1922
Türü : Novella
Puanım : 5/5






"...artık biliyorsun; hayır, sadece hissediyorsun seni ne kadar sevdiğimi ve bu sevginin sana hiçbir yükü olmadı. Yokluğumu hissetmeyeceksin - bu beni teselli ediyor. Senin o güzel, parlak yaşamında hiçbir şey değişmeyecek."


Herkese merhabaa!

"Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu", Satranç'ı okuduktan sonra en çok merak ettiğim Zweig kitabıydı. Nihayet okuma şansım oldu. Zaten tek oturuşta okunabilecek bir kitap. Fazla karakter yok, sadece içine çok büyük aşkı sığdırmış yalnız bir kadın var. 

Bu hikaye bana öyle derinden etkiledi ki hayatım boyunca unutabileceğimi sanmıyorum. Her kelimesi kalbime dokunu ve ben de büyük izler bıraktı. 

Bir kadının hislerini ne kadar güzel aktarmış yazar, hayret ettim doğrusu. Zaten çok hüzünlü bir konudur platonik aşk, yazarın dili akıcı ve etkileyici kullanmasıyla daha da duygusallaşıyor. 

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nu özellikle Doğu-Batı Yayınları'ndan, Gülperi Sert'in çevirisinden okudum. Kendisi öğretmenim, dahası okuduğum bölümün kurucusu ve onun çevirilerini okumayı çok istiyordum. Bir çevirmen olarak kendime örnek aldığım insanlardan biri. Çevirisini beğeneceğimden hiç kuşkum yoktu ama okurken kendimi büyülenmiş, hayran olmuş hissettim. Harikaydı be!


Garip bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kitabı okumaya başladığımda fena şaşırdım çünkü konu benim geçen yıl yazdığım kısa öyküye çok benziyor. Sonu ve işleyiş farklı tabii ki ama çıkış noktası aynı hikayelerin. En önemli fark tabii ki Zweig'ın bu hikayeyi benden yıllar yıllar yıllar önce yazmış olması ve.. ehh, onun Stefan Zweig olması. 

Bu öykümü blogumda paylaşmak istiyordum, hatta Türkçe'ye de çevirdim blog için ama nedense hiç paylaşmadım. Bu kitabı okuduktan sonra da ne yalan söyleyeyim çok farklı hissettim. Aslında böyle bir konunun ikimizinde kafasından geçmesi Zweig ile ortak bir nokta oluşturuyor aramızda. Ama dediğim gibi o koskoca Zweig bense okuyan bir muggleım. 

Neyse, kitap çok etkileyici, hissettirdikleri çok farklı. Tek okumayla bitecek ama içinizi burkacak bir hikaye. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Sağlıcakla kalın...


...

Siz "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu"nu okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!

29 Haziran 2016 Çarşamba

Yüzüklerin Efendisi : Kısım Üç - Kralın Dönüşü / J.R.R Tolkien | Kitap Yorumu



KRALIN DÖNÜŞÜ

Yazarı : J.R.R Tolkien
Çevirmeni : Çiğdem Erkal İpek
Yayın Yılı : 1955
Türü : Epik Fantastik
Puanım : 5/5



"Kişilerin en ufağı bile geleceğin akışını değiştirebilir."




Herkese yeniden merhaba,

Hem çok mutluyum hem de bir o kadar mutsuz. Bu serinin bana yaşattığı duyguları en son Harry Potter serisini bitirdiğimde hissetmiştim sanırım. O günden sonra da bir daha Rowling'in yaşattıklarını bana hiçbir yazar yaşatamaz gibi gelmişti. Ne gafilmişim ama!

Okumuş olmaktan böylesine gurur duyduğum ilk seri Yüzüklerin Efendisi. Ama aynı zamanda bittiği için içim buruk. Hatırladıkça bir başka duygulanıyorum. 


Kitabın yorumuna gelecek olursam eğer;

Kitap benim için seride okuması en zor olan kitap oldu. Bunun en önemli sebebi kitabı bilinçli olarak bitirmek istemememdi. Zaten ben Ölüm Yagidarları'nı da uzun süre sonra okumuştum. Filmleri de aynı şekilde seyrettim. İki seride de ne kitapların ne de filmlerin bitmesini istemedim. 

Diğer bir sebebiyse kitaba bir türlü kafamı vermedim ilk bölümlerde. Bunun sebebi dış etkenler, kişisel sebepler, sıcaklar cartlar curtlar değil. Tamamen benim yaptığım bir hata yüzünden böyle oldu. İkinci kitabı okuduktan sonra, yorumuna da yazdığım gibi arayı fazla açmadan son kitabı da okumam gerekiyordu. Ama ben elimden geldiğince erteledim kitabı okumayı. 

Sonunu bildiğim bir seriyi böylesine merakla okuyacağımı, bitirmekten böylesine üzüntü duyacağımı tahmin etmezdim. Zaten bildiğim satırları okurken ağlamak dediğim gibi sadece Harry Potter kitaplarında yaşadığım bir şeydi. Şimdiyse ne zaman Yüzük'ün hikayesini hatırlasam gözlerim yanıyor.

Diyeceğim o ki ikinci kitaptan sonra çok beklemeyin yoksa benim gibi kitaba adapte olamama sorunu yaşayabilirsiniz. 

Birinci kitabın yorumunda yazarın dilinin biraz ağır olduğunu söylemişim. Dilinden ziyade aslında anlatımda bir ağırlık, bir yoğunluk var. Ama her şey kendinizi kaptırıncaya kadar. Yazarın büyülü kalemi sizi peşine takıp sürüklemeye başlayınca anlatım yoğunmuş, karakterler çok fazlaymış yok mekanlar birbirine karışıyormuş gibi sorunlar yaşamayacaksınız. Tüm bu yorumları görüp korkuyordum ben seriye başlamadan önce ama bu olumsuz eleştiriler hep kitaba kendini verememekle alakalı diye düşünüyorum. 

Tam konsantre isteyen bir seri Yüzüklerin Efendisi. Ama bunu yapmak yaratılan muhteşem karakterler, olağanüstü bir dünya ve eşsiz bir anlatımla çok da zor olmuyor bence. 

Üçlemedeki favori kitabımın İki Kule olduğunu da belitmeden geçmek istemiyorum. 

Yazarın hayal gücü sonsuz bir saygıyı hak ediyor bence. Seriyi okumadan önce sadece filmlerini izlemiş biri olarak seriye hayran olarak görüyordum ama şimdi seri hakkında düşündüklerimi dillendiremiyorum bile. Önceden bana serinin nasıl olduğunu sorduklarında tüm övgü kelimelerini kullanırdım, kısaca manyak güzeldi benim için. Ama şimdi biri bana bu üçlemenin nasıl olduğunu sorsa sanırım dilim tutulur ve tek kelime edemem. 

Yüzüklerin Efendisi sadece sıradan fantastik bir öykü değil. Öyle ki ben okurken gerçekten de bir tarih kitabı okuyormuş gibi hissettim. Dünyanın en eğlenceli tarih kitabını!

Aslında o da değil, Yüzüklerin Efendisi gerçek bir efsane. 

Okuduğum en güzel sevgi, arkadaşlık ve fedakarlık hikayesi.

Koca bir arka planı olduğunu düşündükçe teselli oluyorum ve diğer kitapları okumak için sabırsızlanıyorum gerçekten. 



Yazının devamı "azıcık" spoiler içerebilir.

Üçlemede tartışmasız en sevdiğim karakter "Sam." Gerçekten de hikayeyi tamamlamayı hak eden kişi oydu. Frodo'nun son sayfaları ona bırakması harika bir hareketti bence. Birçok şey Sam sayesinde mümkün oldu ve Sam'e çok şey borçlu olduğunu düşünüyorum Orta Dünya halkının. 

Hele Yüzük yolculuğunun sonlarına doğru söylediği, yaptığı şeyler beni devamlı duygulandırdı. Şöyle bir şey söyledi ki yüreğim parçalandı resmen. 


"Haydi Bay Frodo!" diye bağırdı. "Onun senin adına taşıyamam ama seni ve seninle birlikte onu taşıyabilirim." 



Filmde pek umurumda olmayan ama kitapta çok ama çok sevdiğim bir diğer karakterse Eowyn oldu. Çok güçlü bir kadın gerçekten ve onun sahnelerini okumak büyük zevk verdi bana. Hele şu sahnede ciddi ciddi coştum.


"...Seni ahmak seni! Hiçbir ölümlü adam bana engel olamaz!"

"Ama adam değilim ki ben! Karşında bir kadın var! Eomund'un kızı Eowyn'im ben. Sen benim ile beyim, hısmım arasında duruyorsun. Yıkıl, eğer ölümsüz değilsen! Yoksa canlı da olsan, kara bir ölmemiş de olsan biçerim seni, eğer ona dokunursan."

...

Tam anlamıyla bir yorum olmadığının farkındayım. Daha çok seri hakkında hislerimi yazmış gibi oldum biraz ama mazur görün. 

Üçlemeyi okuyan insanlar arasına girmiş olmaktan mutluyum. Ayrıca artık en sevdiğim seriyi söylerken tek bir cevabım olmayacak!

Şu harika görselleri sizlerle paylaşıp bitiriyorum.



"Ve arkadaşlık ve sevgi ile sonsuza dek bağlanmış olan Yüzük Kardeşliği sona erdi."


Ve ilginç bir bilgi..


Tolkien 1973 yılında öldü. Bu tarihi ters çevirince 3791 rakamlarını elde ederiz. 

3 Yüzük göğün altında yaşayan Elf krallarına,
7si taştan saraylarında Cüce hükümdarlara,
9u ölümlü insanlara, ölecekler ne yazık;
1 Yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyarı'nda
Kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisi'ne.


o.O



Siz Yüzüklerin Efendisi üçlemesini okudunuz mu?
Hakkında neler düşünüyorsunuz?
Benimle paylaşın!





27 Haziran 2016 Pazartesi

Ne Var Ne Yok | Haziran 2016



Herkese merhaba!

Sizi bilmem ama benim için yaz demek karpuz demek. Yaz geldi, hem de beraberinde insanı buharlaştıracak derecede sıcakları da getirdi. Soluğumuz hava bile içimizi kavuruyor, rüzgarlar sıcak esiyor, oturduğumuz yerde haşlanıyoruz resmen. Yine de yazın ayrı bir güzelliği var, her ne kadar kendimi tüm gün haşat hissetsem de...

Finallerimin de bitmesiyle sonunda yaz moduna girebildim. Final haftamda da havalar böyleydi ve ben okul yollarında erimekten korkuyordum ciddi ciddi. 



Neyse ki bitti. Artık okul, ders, sınav derdi yok ama Erasmus işleri hala bitmedi. Bitmiyor, bitmeyecek gibi geliyor. Bir konaklama derdimiz var ki sormayın, uykularımı kaçırıyor, devamlı huzursuz ediyor beni. Umarım bir an önce tüm işlerim hallolur ve bir ev bulabilirim, dua edin benim için.

Neyse..


Dün nihayet denize gidebildim. Biliyorsunuzdur belki İzmir'in merkezinde denize girilecek yer yok, Antalya gibi değil ne yazık ki. Denize girmek için kıyı ilçelerine gitmeniz gerekiyor. Normalde herkes Çeşme'ye gider. Çeşme'yi herkes biliyor zaten.. 


Bu sefer bir farklılık yaptık ve Urla'ya gittik. Bu Urla'ya ilk gidişim ki aslında İzmir'e taşındığımdan beri görmeyi en çok istediğim ilçeydi. Beklediğim gibi çook sevdim Urla'yı. Evleri, sokakları, ağaçları, çiçek kokuları... İleride yaşamayı ciddi olarak düşündüğüm bir yer oldu Urla.
Gitmeden önce yaptığım araştırmalarla Kum Denizi Plajını çok merak etmiştim. İlk gittiğimiz yer de orası oldu zaten. Ben sevdim plajı, gördüğüm kadarıyla çok kalabalık olmuyor. Ben de tıkış tıkış plajlardan haz etmediğim için hoşuma gitti. 

Plajı da görüntülemek istemiştim ama insanlar rahatsız olurlar diye fotoğrafını çekemedim. Biliyorsunuz insanlarımız hem çok hoşgörülü hem de çok asabi olabiliyorlar, o yüzden hiç riske girmedim :D

Daha sonra Karantina Adası'na geçtik. Burası benim hem çok ürküp hem de çok merak ettiğim bir adaydı. Ada Sağlık Bakanlığı'na ait ve babam da Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı bir ambulans şoförü olduğundan adaya göreve gittiği oluyordu ve biz de çok merak ediyorduk, ne ki bu Karantina Adası diye. Neler neler hayal ettim bilemezsiniz. Kafam devamlı fantastik kurgulara çalıştığından bir sürü senaryo yazdım. Ama aslında ada şu an bomboş, benim gibi hemen korkunç kurgular ürettiyseniz içiniz rahat olsun yani :D

Karantina Adası'ndaki tahaffuzhane, salgın hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla 1865 yılında Osmanlı tarafından Fransızlara yaptırılmış. Bildiğim kadarıyla bu tahaffuzhane yolcu ve ticaret gemileri için düşünülmüş. 

Adı oldukça korkunç gelse de kulağa, harika bir yer bence. 




- Adaya gidiş yolu. Arabayla buradan geçerken camdan baktığınızda vapurdaymışsınız hissini veriyor. -



- Adanın plajı-

Plajı kapattık :D Bizden başka kimse yoktu, bunun sebebi adanın ne yazık ki halka açık olmaması. Bir zamanlar açıkmış sanırım ama şimdi ada sadece Sağlık Bakanlığı'nın düzenlediği etkinlikler için kullanılıyor. Biz de ancak babamın ricası sayesinde girebildik. 

Bu arada Yüzüklerin Efendisi'ni de plajda bitirdim. Aslında kitabı bir önceki gün gözyaşları içinde bitirmiştim tabii ama ekler kısmı kalmıştı. Onu da orada okumak için aldım çünkü ekler kısmını kafa dağıtmak için okumayı planlıyordum zaten. ( Yorumu gelecek )



- Kum, deniz, kıymetlimiss -

Çok güzel bir gün geçirdim Urla'da kısacası. Yolunuz düşerse İzmir'e, Urla'ya da bir uğrayın derim. Orada yaşayanlara da ayrı bir kıskançlık hissediyorum. Annemle babamı kafaladım sayılır. Hiç olmadı, bir gün ben de emekli olacağım elbet ^.^ 

...

Umarım hepinizin yazı güzel geçiyordur.
Sizde bu aralar ne var ne yok?
Benimle paylaşın!

Bu parça da benden size gelsin. Sevgiyle kalın!






21 Haziran 2016 Salı

2016 Bahar Okuma Şenliği | Final Raporu




Bahar okuma şenliğinin sonuna geldik. Ben liste hazırlarken nasıl geçecek zaman, ohooo 21 Haziran'a çok var diyordum ama çabucak geçti sanki. 

Keşke Okuma Şenliklerini bu denli geç fark etmeseydim. Görmüşsünüzdür belki Pınar abla şenlikleri sonlandırdı. Aslında haklı da, bu etkinliği devam ettirmek gerçekten kafasında büyük yük olmuş olmalı. Yine de umarım biri çıkıp bu fedakarlığı yapabilir ve şenlikler devam eder. 

Tabii ki her kategoriyi tamamlamak mümkün değil -en azından benim için- ama yine de, vizelere ve finallere rağmen, şu son haftalarda yaşadığımız sıcaklara rağmen, kişisel bunalımlarıma rağmen iyi bir performanstı benim için. Hem bu işin en en en eğlenceli kısmı kategorilere göre kitap bulmaktı bence. Yaz için de çok heyecanlıydım ama n'apalım..

İşte okuduğum kitaplar ve puanlarım :


2. Kategori (10 puan): Bir çizgi roman veya manga veya foto roman.

>> Kahverengi Elbiseli Adam - Sessiz Tanık / Agatha Christie / NTV Yayınları / 104 Sayfa

10 PUAN




11. Kategori (10 puan): Mektup veya anı veya biyografi veya otobiyografi türünde bir kitap.


>> Franz Kafka'nın Dönüşümleri / Claude Thiebaut / Yapı Kredi Yayınları / 144 Syf.

10 PUAN




14. Kategori (10 puan): Hayvanların ana karakterlerden biri olduğu bir kitap.


>> Martı Jonathan Livignston / Richard Bach / Epsilon Yayınları / 92 Sayfa

10 PUAN




17. Kategori (10 puan): Kendi ülkesinde yaşamayan / yaşamamış bir yazardan bir kitap.


>> Mezarlık Kitabı / Neil Gaiman / İthaki Yayınları / 284 Sayfa

10 PUAN




18. Kategori (Her kitap 10 puan, 3 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 50 puan)Olayların geçtiği yerin kitabın isminde yer aldığı üç kitap.

>> Ay'da 172 Saat/ Johan Harstad / İthaki Yayınları / 320 Syf.

>> Şili'de Gizlice / G.Garcia Marquez / Can Yayınları / 144 Syf.

>> Venedik Taciri / William Shakespeare / İş Bankası Kültür Yayınları / 115 Syf.

50 PUAN






19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplam 60 puan): Kapağındaki baskın rengin kırmızı ve mavi ve yeşil olduğu birer kitap. (Her renkten bir kitap okumanız gerekiyor).

>> Fantastic Beasts and Where to Find Them / Newt Scamander / Arthur A. Levine / 64 Syf.

>> Quidditch Through the Ages / Kennilworthy Whisp / Scholastic / 64 Syf.

>> Yolun Sonundaki Okyanus / Neil Gaiman / İthaki Yayınları / 177 Syf.

60 PUAN





20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Yeni yazarları keşfetmek lazım. Kim bilir şimdiye kadar hiçbir kitabını okumadığımız ama çok seveceğimiz ne çok yazar var. Bir Türk kadın, bir Türk erkek, bir yabancı kadın, bir yabancı erkekten olmak üzere toplam 4 kitap okumanız gerekiyor.


>> Osmancık / Tarık Buğra / Ötüken Yayınları / 356 Syf.

>> Dövüş Kulübü / Chuck Palahniuk / Ayrıntı Yayınları / 224 Syf.

>> Çirkin Aşk / Colleen Hoover / Epsilon Yayınları / 368 Syf.

>> Kadının Adı Yok / Duygu Asena / Doğan Kitap / 197 Syf.

60 PUAN



21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Ölmeden Önce Okunacak 1001 Kitap Listesinden dört kitap. (Listeye buradan erişebilirsiniz)


>> 1984 / George Orwell / Can Yayınları / 352 Syf.

>> Emma / Jane Austen / Can Yayınları / 480 Syf.

>> Geçmişin Gölgesinde / Charlotte Bronte / Kırmızı Kedi Yayınları / 560 Syf.

>> Gurur ve Önyargı / Jane Austen / İş Bankası Kültür Yayınları / 424 Syf.

80 PUAN



22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.

*Almanca'dan dilimize çevrilen eserler.*


>> Venedik'te Ölüm / Thomas Mann / Can Yayınları / 116 Sayfa

>> Koku / Patrick Süskind / Can Yayınları / 260 Sayfa

>> Bay Sommer'in Öyküsü / Patrick Süskind / Can Yayınları / 102 Sayfa

>> Bir Adam Bir Cinayet / Jakop Arjouni / Can Yayınları/ 159 Sayfa


80 PUAN




TOPLAM : 370 PUAN


Okunan sayfa sayısı: 5106 SAYFA - 51 PUAN



= 421 PUAN



Bence sonucum ne çok iyi ne de çok kötü. Yine de itiraf etmeliyim ki daha fazla okumalıymışım gibi hissediyorum. Buna rağmen güzel bir etkinlikti benim için. Farklı yazarlar, farklı türler denedim ve bu çok hoşuma gitti. Eğer böyle bir etkinlik daha varsa da bilmiyorsam lütfen aydınlatın beni :D

Siz Bahar Okuma Şenliği'ne katıldınız mı?
Hangi kitapları okudunuz?
Sonucunuz nasıl?
Benimle paylaşın!




18 Haziran 2016 Cumartesi

Dizi Önerisi : TUT




TUT

Mini Dizi

Türü : Tarihi
Yapım Yılı : 2015
IMDB Puanı : 7.3

KONUSU:

Bir kral olmanın kolay olmadığını, özellikle de Tutankhamun'un hüküm sürdüğü Mısır'da kral olmanın hiç kolay olmadığını gözler önüne seren Tut, insanlık tarihinin en önemli liderlerinden biri olarak görülen Mısır Firavunu Tutankhamun'un hikayesi.

FRAGMAN:




Her ne kadar final haftasında olsam da kendimi tutamıyorum ve birden ders çalışmayı bırakıp dizi izlemeye başlıyorum. Artık her şeyi boşvermişliğin bir etkisi olabilir tabii. Dışarıda hava otuz dereceyken insan nasıl ders çalışma moduna girer? Çok dizi izleyip bıkkınlık derecesine gelince. 

Neyse, yine sınavdan döndüğüm bir gün bir baktım annemle babam oturmuş yeni bir diziye başlamış. Bizimkiler pek bayılıyor tarihi dizi izlemeye, devirmedikler tarihi yapım kalmadı maşallah. Nasıl oldu da izlemedikleri bir şey buldular diye merak ettim, o da mini diziymiş. 

Ben mini dizileri pek sevmiyorum, insanın hevesini kursağında bırakıyorlar. Uzun soluklu olacak, insanı deli gibi merak ettirecek, böyle içten içten yiyecek dizileri seviyorum. Bir de son izlediğim, eski Mısırla ilgili olan film tırt çıkınca pek oralı olmadım, zaten ders çalışmam da gerekiyor onları oldukları gibi bıraktım, dizilerini seyretsinler. 

Odamda ders çalışıyorum, içeriden dizinin sesleri geliyor. İddialı kral konuşmaları, annemle babamın yorumları, serzenişleri filan. İnsan ister istemez merak ediyor, ne oluyor bu kadar coşacak diye. İçeriye gitmeye de korkuyorum, önemli bir sahne görürüm hiç izleyemem diye. Neyse o gün tüm akşam çalışmayla geçti, ama nasıl geçti bir ben bir de yukardaki biliyor. Onlar da diziyi bitirdiler hemencecik.

Yanlarına gittiğimde televizyonda hala dizinin castı duruyor, bunlar da kritiğini yapıyorlar. Hemen susturdum onları ama etkisinden çıkamamışlar belli. Sonra açıp Tutankhamun'un gerçek hayat hikayesini filan araştırdılar, daha da övdüler diziyi. 
Ertesi gün hemen oturdum başına. Annemle babam bir kez de benimle izlediler. 
Normalde mısır tarihine çok meraklı değilimdir ama dizinin havası öyle hoşuma gitti ki. 

Tutankhamun'u Avan Jogia oynuyor, belki Nickelodeon'daki Victorious'dan hatırlarsınız kendisini.. Aslında boyuna posuna, yüzüne filan bakınca bu çocuk nasıl Firavun rolünü oynayabilir diyor insan ama öyle güzel bir oyunculuk sergilemiş ki bu düşüncemden utandım. O karakterin ağırlığını çok güzel yansıttığını düşünüyordum. Hem tavırları hem de ses tonuyla.

Ayrıca vezir rolünde de Ben Kingsley var. Daha ne olsun?


Aksiyon, entrika, ihanet ne ararsanız var dizide. Zaten çok etkileyici bir sahneyle başlıyor, sonra da başından kalkamıyorsunuz. Tek sorun sadece üç bölümcük olması ama o da çok doğal. İzleyince göreceksiniz.

Ayrıca, bir firavunu bu kadar seveceğimi de tahmin etmiyordum ^^

Bir mini diziyi böylesine beğenceğimi hiç düşünmezdim, izledikten sonra benzer yapımlar arayışına girdim. Sanırım antik Mısır'ı konu alan başka güzel bir dizi yok. Bulduklarım hep sinema filmleriydi ama ben dizi istiyorum. Bildiğiniz güzel bir yapım varsa, lütfen hemen yazıverin aşağıya.


Diziden karaler...