29 Mart 2018 Perşembe

Vurun Kahpeye! / Halide Edip Adıvar #kom2018



Vurun Kahpeye

Halide Edip Adıvar

Yayım Yılı: 1926


Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!

Mart ayının ilk ve muhtemelen son kitap yorumuyla merhaba!

Vurun Kahpeye, aslında çok eskiden okumayı istediğim bir kitaptı fakat hiç sırası gelmedi. Halide Edip'ten bunun haricinde yalnızca bir kitap okumuştum: Sinekli Bakkal. O da tam iki yıl önceydi.

Sinekli Bakkal benim için kolay okunan bir kitap olmamıştı, bu yüzden Vurun Kahpeye'yi okurken sadeleştirilmiş basımını tercih ettim ve iyi ki de öyle yapmışım. Çünkü bu tür eserlerde estetik keyiften ziyade aradığım, dönemin zihniyetini, yaşayışını, atmosferini anlayabilmek. Bu açıdan Vurun Kahpeye benden tam puan alan bir eser oldu. 

Anne ve babasını kaybetmiş bir öğretmen olan Aliye, işgal altındaki Anadolu'ya gidip oradaki çocukları eğitmek ister. İşinin çok zor olduğunu daha ilk günden anlayacaktır. 

Tıpkı Yaban'da olduğu gibi bu romanda da işgal yıllarında Anadolu halkının işgalle ilgili düşünceleri, Kuvayi Milliye'ye yaklaşımı kitabın merkezinde işlenen konulardandı. Aynı zamanda insanların dini duygularını kullanıp dini kendi söylem ve eylemlerine alet eden insanları temsil eden karakterler de bulunmaktaydı.  Hatta hikayeyi şekillendiren bu insanlardı, bu insanların yaptıklarıydı. 

Kitabı sadeleştirilmiş okumam benim için çok iyi oldu; okuduğum basımın dili anlaşılır ve akıcıydı. Kitabı okurken duraksayıp kelimenin anlamını düşündüğüm, bir yerlerde aradığım olmadığı için oldukça kolay bir okuma oldu. 

Yine Yaban'da olduğu gibi dönemin insanlarının işgale karşı tepkisizliklerine, Kuvayi Milliye'ye karşı oluşlarına çok şaşırdım ve çok üzüldüm. Yapılan mücadele yalnızca dış güçlere karşı değilmiş bir kez daha anlamış oldum. Ben tarih okumayı çok seven bir insanım fakat tarih gerçekten de her zaman öyle ders kitaplarından öğrenilmiyor. Halkın bu türlü tutumunu ben hiçbir ders kitabında görmedim. Her zaman halkın da canıyla dişiyle Milli Mücadele'ye katıldığını sandım, öyle söylendi. Bunun böyle olmadığını neyse ki o dönemde yazılmış edebiyat eserlerinden anlamak mümkün. İyi ki tek dertleri sanat yapmak olmayan, toplumsal olay ve sorunları eserlerine ince ince işleyen, bir farkındalık, bir bilinç oluşturmaya çalışan, milletin sesi olmaya uğraşan yazarlarımız varmış. 

Bu kitapta işlenen sorun, anlatılan gerçek ise hala mevcudiyetini korumakta. Hala aramızda Fettah Efendi gibi insanlar var ne yazık ki. Küçücük çocukların evlendirilmesini mübah gören, sırf saçları açık diye kadınlara kötü yakıştırmalar yapan... Üzücü olansa bu insanlara inanan azımsanmayacak bir kitle olması. Bunların tıpkı romandaki Fettah Efendi ve etrafındakiler gibi düzen insanı olduklarını, kendi menfaatlerine çalıştıklarını, dini yalnız bu amaçlarına alet ettiklerini ve kim güçlüyse onun yanında olduklarını anlayamayan, göremeyen, görmek istemeyen insanlar var. İşte bu yüzden okurken, bunlar eskide kalmış şeyler gibi gelmedi ve neredeyse her söylem bana günümüzde yaşanmış bir olayı, söylenmiş bir ifadeyi hatırlattı. Arkamızda bırakmamız gereken, ilerlememize engel olan bu düşüncelerin hala canlı olması, hala takipçilerinin olması insanı gerçekten üzüyor.

Halide Edip, düşüncelerine katılmadığım bir insan olsa da bu idealleri kitaplarına yansıtmadığına çok memnun kaldım. Okuduğum her iki kitabında da oldukça önemli meselelere değinmiş ve hemfikir olduğum şeyleri savunmuştu. Bu açıdan Halide Edip okumaktan hoşlandığım bir edebiyatçı.

Vurun Kahpeye, hakikaten okunması, okutulması ve ders alınması  gereken bir klasik. 

Aramızdaki Fettah Efendilerin layığını bulması dileğiyle...




*Bu kitap #kom2018 kapsamında okunmuştur. Etkinliğin detayları için şu yazıya göz atabilir, diğer katılımcıların bu etkinlik kapsamında yazdıkları yorumlara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.














4 Mart 2018 Pazar

Muggle'dan Öneriler #3 | Çevirmene ihtiyacınız varsa...



Herkese merhaba!

Blogumu yakından takip edenler benim mütercim tercümanlık okuduğumu biliyordur. Bununla ilgili bir önerim var sizlere.

Beş arkadaş bir çeviri ekibi kurduk ve hem hızlı, hem kaliteli hem de en uygun fiyata çeviri hizmeti vermeye başladık. Şuradan hakkımızda bilgi alabilirsiniz.

Bizi sosyal medyadan da takip edebilir, blogumuzdan örnek çevirilerimize göz atabilirsiniz;

*instagram : dragomenschen

*blogger : DragoMenschen

* bionluk : dragomenschen


Bir de, bir muggledan diğerlerine naçizane bir rica : Bu postu G+'da paylaşıp daha çok insanın bizden haberdar olmasına katkıda bulunursanız çok mutlu olurum.

Şimdiden teşekkürler!

Not: Blogumuzda enfes bir Goethe çevirisi var, ilgilenenlere duyurulur. :') Şuraya tıklayıp okuyabilirsiniz >> Tanrı ve Tapınak Dansçısı

3 Mart 2018 Cumartesi

Aylık Rapor | Şubat 2018


Bu ay o kadar çok yağmur yağdı ki dönüp baktığımda hep kapkara bulutlar, kasvetli bir hava, ıslak yollar ve üşümüş bir ben geliyor gözümün önüne. 

Bununla birlikte ayın başında başlayan akademik dönemle hayatım yeniden bir düzene girdi ve bu açıdan gerçekten mutluyum. Aldığım derslerden gerçekten keyif alıyorum, çoğundan diyelim, bu da okulun stresi ve yorgunluğuna değiyor. Şu sıralar staj yeri bulma telaşı içindeyim ama o da tatlı bir telaş, içinde bolca heyecan ve heves de var çünkü.

Tüm bunların içinde bu ay çok güzel kitaplar okudum, güzel bir diziye başladım ve hiç seyretmediğim bir türü keşfedip bundan oldukça keyif aldığımı fark ettim. Kısacası şubat ayı benim için dolu dolu ve güzel geçti. Mart ayından ise beklentim daha büyük, en azından okuma ve bloga yorum girme açısından..



- Öncelikle bu yeni keşfimden kısaca bahsetmek istiyorum. Balkan müziklerine aşık olduğumu beni tanıyanlar çok iyi bilir. Amerikalı bu grubu tesadüfen buldum ve kendi besteleri olan parçalara hayran oldum. Yalnızca var olan şarkıları yorumlamıyorlar, yeni şeyler de üreterek Balkan müziğinin canlı kalmasına katkıda bulunuyorlar. Yukarıdaki parçayla aynı isimli albümlerine bir göz atabilirsiniz. -



Okunanlar

-Silmarillion / J.R.R Tolkien 5/5

Bu ay okuduğum en en en iyi kitaptı. Bu yılki enlerime gireceği de kesin. Yorumunu şuradan okuyabilirsiniz.

- Der Junge im gestreiften Pyjama / John Boyne 3/5

Hitlerjugend oluşumu ve birkaç tane daha - en azından benim radarıma takılan - tarihi gerçeklik göz ardı edilmiş. Bruno'nun hiçbir şeyden haberinin olmaması ve buna bağlı olarak düşündüğü şeylerin saflığı çok abartılı geldi bana. O dönemde yaşayan herkes, çocuk olsa da Hitler'den ve onun kim olduğundan haberdardı. Nasıl olmasın zaten? Hele hele babası Hitler'e yakın bir komutan olan Bruno'nun Führer kelimesini bile doğru telaffuz edememesi absürttü bence. Bu olumsuzluklara rağmen sonu tüylerimi ürpertti. Birkaç yerde durup holokostun ne kan donduran bir insanlık ayıbı olduğunu tekrar tekrar düşündüm. Ayrıca kitap okuduğum ilk Almanca roman olduğundan yeri benim için ayrı olacaktır her zaman.

- İnce Memed / Yaşar Kemal 5/5

Uzun süredir merak ettiğim, Türk Edebiyatı'nın en büyük klasiklerinden olan İnce Memed'i okumaya bu ay başladım. Şimdilik yalnızca ilk cildi okudum ama her ay bir tanesini okumayı çok istiyorum. Kitap hakkındaki yorumlarım için şu sayfayı ziyaret edebilirsiniz.

- Şeytan / Tolstoy 3/5

- Şahmerdan / Saik Faik Abasıyanık 4/5

- Kıyamet Sonrası / Susan Ee 4/5

- Doğu Avrupa'da Yolculuk / Gabriel Garcia Marquez 5/5


- Bu ay keşfettiğim bir başka sanatçı ise Brenna MacCrimmon. Kendisi aslında Kanadalı ve bir gün Balkan kültürüne, müziklerine ilgi duymaya başlıyor. Bu daha sonra bir hayranlığa dönüşüyor ve kendisi bu tutkusunu takip edip Balkanları dolaşıyor, İstanbul'da da bir dönem yaşıyor. Balkan türkülerini Türkçe seslendiriyor. Çok da güzel yapıyor bu işi. "Kulak Misafiri" albümünü bir dinlemenizi tavsiye ediyorum. -



İzlenenler

Filmler

- Hobbit / Beklenmedik Yolculuk (2012) 4/5

Yeniden izledim, Silmarillion okuduktan sonra üçlemeyi bir daha izlemiştim. Doyamadım Hobbit üçlemesini de izleyeyim dedim ama fark ettiğim bir şey var : Yüzüklerin Efendisi'ndeki doğallık ve samimiyet Hobbit filmlerinde yok sanki. Yine de keyifli izliyorum orası ayrı ama LOTR üçlemesiyle kıyaslamak bile istemiyorum.

- Bugün Aslında Dündü (1993) 5/5

- Ruhların Kaçışı (2001) 2/5

Çoğunun çok sevdiği bu anime, beklentilerimi karşılayamadı nedense. İzlerken çok sıkıldım.

- Good Time (2017) 3/5

- Şaban Oğlu Şaban 5/5

- Kibar Feyzo 5/5

- La Bayadere (1992-Paris) 4/5

Daha önce hiç bale izlememiştim ve bu sefer de çevirdiğim bir baladı anlamak adına izledim bu baleyi. Şaşırtıcı bir şekilde çok keyif aldım. Şaşırdım çünkü ben müzikalleri bile sevmeyen bir insanım. Fakat bir hikayenin klasik müzik ve dans eşliğinde anlatılması bana çok mucizevi geldi. Çok hoşuma gitti.

- The Vow 3/5

- 50 First Dates 3/5

Yeniden izledim, ilk izlediğimden daha az keyif aldım. Zorlama şakaları sinirlerimi bozdu hatta ama hikayesi hala güzel bence.


Diziler

- Nothing to Lose (2018) 2/5

Fazla bir şey söylemeye değmeyecek bir diziydi. Of, çok saçmaydı ve gereksiz uzatılmıştı. Oysa çok büyük beklentilerim de vardı ya, neyse. Bulaşmayın bence.

- Community | 12 Bölüm 5/5

Yorumu gelecek.


Siz bu ay neler yaptınız?

Neler okuyup neler izlediniz?

Benimle paylaşın!