25 Şubat 2017 Cumartesi

Pazar 6'lısı : Yazdığı Kitapları Kıskandığınız 6 Yazar


Pazar gününün ilk saatlerinde bu yazımı alelacele yayınlıyorum. Çünkü bu muggle ödevlerini yine pazar gününe bıraktı. :/

Çoooooktandır Pazar 6'lısı yazısı yazmadım, özlemişim vallahi. Bu ayın temaları da çok güzeldi aslında ama ne yazık ki katılamadım. Sonuna yetiştim ya o bile yeter aslında. 

Ben kitapları okurken bunu çok düşünüyorum, size de oluyor mu bilmiyorum ama. Kitabın kurgusu çok güzelse, beni hayran bırakmışsa filan yazarına çok fazla imreniyorum, kıskanıyorum hatta bazen hasetleniyorum bile. 

Bu haftada okurken bize böyle hissettiren yazarları sıralayacağız. İşte benim çekemediğim o yazarlar;


J.R.R TOLKIEN

Sadece yazdığı kitapları değil yaratmış olduğu dünyaya da fazlasıyla hayranım. Yazdığı her kitabı henüz okumadım fakat okuduklarım kadarıyla onu deli gibi kıskanmama neden olan bir yazar kendisi. 


J.K ROWLING

Bize aktardığı hikayeyle içinde kaybolmak ve bir daha asla bulunmak istemeyeceğimiz bir evrenle tanışmamızı sağladı Jo. Tabii ki onun yerine Harry'nin hikayesini ben anlatmak isterdim. Fakat kalemimden Jo'nunki gibi sihir dökülür müydü satırlar arasına? Kabul etmem gerekiyor ki hayır...


NEIL GAIMAN

Bu adamın kalemine öylesine hastasıyım ki  kafasının içinde yaşamak, hiç olmazsa bir kez o kafada neler dönüyor görmek isterdim. Hatta onun hayal gücünde bir karakter olsam diye aklımdan geçirdiğim zamanlar da olmuştur. Hastasıyım.


GEORGE R.R MARTIN

Bu adamla ilgili en en çok sevdiğim şey kendi karakterlerine dibine kadar objektif yaklaşabilmesi. Yine dibine kadar gerçekçi prensiplere sahip olması ve karakter harcamaktan bir kez bile çekinmemesini söylemiyorum bile. Bu kadar çok bakış açısıyla bir kurguyu böylesine ustaca aktarabilmek cidden kolay iş değil. Ben okurken ipin ucunu kaçırıyorum, sen hayal ederken nasıl koordine ediyorsun o kadar şeyi be amca?


GABRIEL GARCIA MARQUEZ

Çok seviyorum be. Yani kıskanıyorum tabii ama  iyi yönde bir kıskanma bu, kesinlikle hasetlenme değil. :D Marquez'in yazdığı hiçbir şeyi kendisinden başkası böyle büyülü bir gerçekçilikle yazamazdı. Keşke ben yazsaydım, yazabilseydim diye düşünmek bile günah bence..


CHARLOTTE BRONTE

Kendisi en en en bi' çok sevdiğim klasik yazardır. Okuduğum her kitabının ben de ayrı bir yeri vardır, hep olacaktır. Yazdığı karakterlerde hep kendisini gördüğüm, böylece ona kendimi olabildiğince yakın hissettiğim bir sanatçıdır Bronte. Otuz sekiz yıllık yaşamına dört muhteşem roman, iki şiir kitabı sığdırmış bir üstaddır.

 

+ JACK LONDON

Altılılara + eklemeyi pek sevmiyorum ama aklımdaki tüm yazarları yazmazsam uyuyamam.. 

Jack London da her bir kitabını okudukça kendisine karşı sevgim, saygım ve hayranlığım da gittikçe artan bir ustadır. Belki de kaçındığımız, görmezden gelmeyi tercih ettiğimiz gerçekleri acımasızca yüzümüze vuran, çok da iyi yapan bir yazardır. İyi ki var olmuştur. 


Sizin yazdıklarını kıskandığınız yazarlar var mı?

Benimle paylaşın!


24 Şubat 2017 Cuma

Beyaz Geceler / Dostoyevski | Kitap Yorumu


Beyaz Geceler

Dostoyevski

Çeviren : Güray Çakmakçı

2017 Klasikleri / 1


Herkese merhaba!

Klasik maratonumun ilk kitabı olan Beyaz Geceler'i Almanya'dayken, bir günde okuyup bitirdim. Dostoyevski bu, ağır olur, oralarda okuyamam diyordum fakat son anda çantama atıvermiştim. İyi ki öyle yapmışım. 

Böyle ince fakat insanda etkisi büyük olan kitaplara ayrı bir hayranlık, yazarlarına da çok daha fazla saygı duyuyorum. 

Bu yorum yazısını hemen okuduktan sonra, kitabın bana yaşattığı hisler daha tazeyken yazmak isterdim, öylesi daha güzel olurdu fakat mümkün olmadı ne yazık ki.

Aslında kitabı okurken olacakları az çok tahmin ettim ben, yine de bunlar kabul etmek istemediğim, gerçekleşeceğini bildiğim halde inkar ettiğim durumlar gibiydi. Kısacası sonunda çok şaşırmasam da derinden sarsıldım ve gerçekten çok etkilendim. 

Bugün dersimizde de konusu geçti. Bir kitabın sizde bıraktığı iz sizin ruh halinizle doğrudan ilgilidir. Birisi bir kitaptan ya da filmden çok etkilenirken siz okursunuz/izlersiniz, sevilecek hiçbir şey göremezsiniz filan. 

Bence Beyaz Geceler de öyle kitaplardan. Ana karakterin maneviyatını, hayal dünyasını doğru anlamadan hatta onunla bu hissiyatı paylaşmadan bu kitabın üzerinizde bir etki bırakması imkansız. 

Ben de duygusal açıdan kitabın ana karakterine kendimi yakın bulduğum için kitabı okurken satır aralarındaki o melankoliyi kolayca içimde hissettim.

Kitabı okumamın üzerinden biraz zaman geçtiği için hayli yüzeysel bir yorum yazısı oldu. Zaten bence uzatmaya da gerek yok. Mutlaka okumanız gereken bir eser Beyaz Geceler. Benim kadar etkilenmeseniz de eminim keyifli birkaç saat geçirmenizi sağlayacaktır. 



Siz Beyaz Geceler'i okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!

23 Şubat 2017 Perşembe

Ne Var Ne Yok | Şubat 2017 // Almanya'da Neler Okudum, Neler İzledim?


Almanya'dayken yorumunu yazmak istediğim fakat bunu yapamadığım kitaplar da okudum. Bu yüzden bu kitapları bir yazıda toplayıp onlar hakkında neler düşündüğümden kısaca bahsetmek istedim. 

Bu bir aylık sürede 7 tane kitap okumuşum. Bunlardan ikisi çizgi roman. Ben tatillerde kitap okumayan biri olduğum için bu rakamın iyi olduğu kanısındayım :D

Almanya'dayken pek kitap okuyamam, takip ettiğim diziler, izlemek istediğim filmler öylece kalır diye düşünüyordum ama neyse ki bu konuda çok çok verimli olmamakla beraber boş oturmadım. 

Buradan giderken yanıma kitap almak istememiştim önce okuyamam diye fakat daha sonra öncelikle uçakta okunmak üzere Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları, daha sonra da Ocak ayını klasik okumadan geçirmeye gönlüm el vermediğinden Beyaz Geceler çantamda yerini aldı. Sonra bunların bana yetmeyeceği düşüncesine kapılıp Kindle'ımı da yanıma aldım. İyi ki de almışım.



- Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları / Ransom Riggs

Bu kitap aslında kardeşimindi. Uçakta okumak için kitap önerisi istediğimde bana bu kitabı önerdi, ben de biraz da olsa merak ettiğimden ona güvendim ve yanıma aldım. Yarısını uçakta okudum ve gerçekten zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadım. Akıcılık konusunda cidden mükemmeldi. Konuya adapte olma konusundaysa biraz sıkıntı yaşadım. Paldır küldür gelişti sanki olaylar. Anlatıcı karaktere ısınamadım pek. En sevdiğim karakter Millard oldu. Devamını çok merak ettiğimi söyleyemem fakat kütüphanemde mevcut olduğundan - kardeşimin kitabı benim kitabım sonuçta :D - belki okurum kafam eserse...



- Attack on Titan - Volume 11 / Hajime Isayama

Attack on Titan uykusuz gecelerimin en büyük eğlencesi olmaya Almanya'da da devam etti. Yattığım yeri yadırgadığım zamanlarda beni alıp içine çeken bir alternatif dünya oldu. Bir de her sayı manyak bir yerde bitmese de azıcık tatmin edici cevaplar vererek bitse süper olacak. Yine de memnun muyum? Hem de nasıl!



- Beyaz Geceler / Dostoyevski

Ocak ayının klasiği, aynı zamanda yılın da ilk klasiği Beyaz Geceler'di. Biraz tereddütle yaklaştığım bir kitaptı aslında. Yanıma almamın nedeni yukarıda da bahsettiğim gibi ocağın klasik okumadan geçmesini istemiyordum ve elime en ince Beyaz Geceler gelmişti. Yazarından dolayı korkuyordum hiçbir anlayamayacağım, kendimi vermede sorun yaşayacağım diye ama hiç de öyle olmadı. Kendimi kitaba öyle bir kaptırdım ki bitirdiğimde gözyaşlarımı tutamıyordum. Çok çok güzeldi. Yorumu gelecek.


- Duman ve Kemiğin Kızı / Laini Taylor

Bu kitap bir dönem çok çok popülerdi. Herkesin dilindeydi ve ben de çok merak ediyordum. Kafa dağıtacak ve bana keyifli vakit geçirtecek bir kitap olduğunu da biliyordum aslında okumadan. Beklentilerim çok yüksekti ve ne yazık ki aradığımı tam olarak bulamadım bu kitaptan. İlk yarısı bir şeyler olacak diye bekleyip sıkıntıdan oflayıp pufladım. Fakat ikinci yarı nasıl bitti anlamadım. Bu yönden kurtardı kitap aslında. Seriye devam edeceğim. 



- Mucize / R.J Palacio

Mucize de bir dönemin en popüler kitabıydı. Ben yine ünü sönmeye başladığı zamanda okumayı tercih ettim. Nedense böyle yapıyorum hep, garip bir şekilde hoşuma gidiyor. Kitabı seveceğimi daha okumadan biliyordum, hissediyordum aslında. En sevdiğim şey olayların farklı yönlerden, farklı karakterlerin bakış açılarından da aktarılmasıydı. Çok çok güzel düşünülmüş bir yazım tekniğiydi. Karakterlere daha da yakınlaşmamızı, onları daha iyi anlamamızı sağlayan bir yöntemdi. Ağlatmasa da beni derinden sarsan bir hikayeydi Mucize.



- Da War Mal Was - Erinnerungen an hier und drüben / Flix

Oradayken hep Almanca kitap okumak gibi bir düşünce bir saniyeliğine aklımdan geçmişti fakat okuduğum tek Almanca kitap bir çizgi roman olan Da War Mal Was oldu. Şehrin en en en sevdiğim mekanı olan kütüphanede bulduğum bu kitabı okumak hem çok heyecanlı hem de bilgilendirici bir deneyim oldu benim için. Farklı bir bakış açısı edinmemi de sağladı. Kitap duvarın hala yerinde durduğu dönemde çocuklukları geçen insanların kimi komik kimi hüzünlü anılarından oluşuyor. Bir derleme gibiydi. O zamanları farklı kişilerin gözünden, bir çocuk hayal gücüyle, çocuk masumluğuyla okumak güzeldi. 



- Das Mutige Buch / Moni Port

Bu aslında ikinci sınıfa giden kuzenimin okul kütüphanesinden ödünç aldığı bir kitaptı. Okuma saatlerinde onları teşvik etmek için beraber okumayı teklif etmiştim. Her sayfasında değişik korkulardan bahsediyor ve bunların çok doğal olduğundan, korkularımızla yüzleşmemiz, onlardan korkmamamız gerektiğini anlatıyordu kitap. Okurken gerçekten çok çok eğlenmiştik. Sonra da Serkan'la günlüğüme yukarıdaki çizimleri yaptık. 

Okuduklarım bu kadardı işte. Yeterince okuyamadığımı biliyorum, bir ay için sayı çok az fakat yine de elimden geleni yapmışım bence, ne dersiniz? :D



Neler izlediğime gelecek olursak... Aslında çoğu akşam ya ben teyzeme izlediğim ve onun da mutlaka izlemesini istediğim şeyleri seyrettirdim ya da o bana. Mesela Roots dizisini onunla yeniden izledim. Barfi, Shallows, Charlie and the  Chocalate Factory, Avatar yine teyzemle birlikte bir kez daha izediğim filmler arasındaydı. Bunlar dışında ilk kez izlediklerim şunlar oldu;

- Sully / 2016

Beklediğimden durağan bir film olmasına rağmen anlatmak istediği şeyi çok beğendim. İki kez izleyecek kadar hoşuma gitmiş film kısacası.



- Passengers / 2016 

Jennifer vesilesiyle izlemeye karar verdiğim bir film oldu. Güzeldi aslında ama beklediğim kadar değil. Uzay konulu bilim kurgulardan beklentim hep en iyisi olmalı yönünde olduğu için film bana göre öyle aman aman güzel değildi. Sadece "Bunu ben de yapar mıydım?" diye düşündürmesi çok hoşuma gitti. 



- Arrival / 2016

Ne desem bilmiyorum. Filmle ilgili en çok sevdiğim şey tabii ki plot twist olayıydı. Tahmin edememiştim sonda ortaya çıkan şeyi ve sıkıntıyla izlediğim film bir tık daha iyi oldu gözümde o şaşırtmacayla. Yoksa filmin genelini ne zaman bitecek diye izledim açıkçası.




- The Man Who Knows Infinity / 2015

Filmi izlerken ana karaktere o kadar büyük bir sempati besledim ki.. Belki de Dev Patel etkeni yüzündendi dedim ama yok. Karakter öylesine naifti ki kendime çok yakın hissettim ve cidden film bitince üzüldüğümü itiraf etmeliyim. Ön yargılarla ilgili bir hikayeydi ve sizi hem üzüyor hem de sinirlendiriyordu. Bir insanın milliyetinin önemli fikirlerini gölgelemesi ne kadar acı bir şey. Kendisini başkalarına anlatamaması, dinletememesi... Ders çıkarılması gereken bir öyküydü. 



- Ekşi Elmalar / 2016

Doğrusunu söylemek gerekirse ilk izlediğimde film üzerimde beklediğim etkiyi bırakamadı. Oldukça tutuk ve öylesine çekilmiş gibi gelmişti ve hayal kırıklığına uğramıştım. Türkiye'ye döndüğümde bir kez de ailemle izlediğimde ise çok farklı bir bakış açısıyla izlemiş olmalıyım ki filmi çok beğendim. Sanırım bunun nedeni biz ailece film izlerken filmi hep beraber inceliyoruz, bazı kısımları hakkında tartıştığımız dahi oluyor. Böyle olunca film benim için daha anlamlı hale geldi. Hem eğlenceli hem de hüzünlüydü. Ayrıca var olan, inkar edilemez gerçekleri de yansıtıyordu. 




Bu sırada blogumu da çok özledim. Gerçekten yazmayı özlediğimi dönünce fark ettim. Bir sürü şey yazmak istiyorum fakat aynı zamanda gelir gelmez derslerim başladığından aniden bir yoğunluğa düşmüş gibi de oldum. 

Şimdilik bu kadar, kitap yorumlamaya kısa sürede devam edeceğim umuyorum.

Sağlıcakla kalın!

21 Şubat 2017 Salı

Almanya İzlenimlerim



Herkese yeniden merhaba!

Bu kadar uzun süredir ortalarda olmamamın sebebi Almanya'ya teyzemi ziyarete gitmiş olmamdı. Bazı arkadaşlarım benden oradan da yazı bekliyordu, biliyorum ama bilgisayar başına oturacak zamanım hiç olmadı. Hasret gidermekle öylesine meşguldüm ki..

Bu benim ilk yurt dışı deneyimimdi ve gerçekten çok heyecanlıydım. Gittiğim yer, daha doğrusu uçtuğum yer ilk olarak Almanya'nın Aşağı Saksonya eyaletinde yer alan Hannover şehriydi. Oradan da arabayla bu şehre 45 dk uzaklıktıkta olan Braunschweig isimli şehre gitmemiz gerekti. Orası teyzem ve ailesinin yaşadığı yerdi. 

Braunschweig topraklarında, Hitler döneminde Alman İmparatorluğuna bağlı Brunswick Devleti varmış ve Hitler'in Alman vatandaşlığı almasını sağlayan da bu devlet olmuş. Kısacası onun için önemi olan bir bölgeymiş burası. 

Şehre "Aslan Şehri" deniliyor. Sebebiyse on ikinci yüzyılda yaşamış, zamanının en güçlülerinden olan Saksonya dükü Aslan Heinrich. Meraklılar için ; Aslan Heinrich. Eyaletin ikinci büyük şehri olan Braunschweig buram buram tarih kokan bir yerdi bence...

Teyzemi altı seneden sonra ilk kez göreceğim için ne kadar heyecanlı ve duygusal olduğumu tahmin edebilirsiniz. Kuzenlerim en son gördüğümden beri felaket büyümüştü. Beni sadece telefondan gördükleri kadar tanıyorlardı haliyle. Bir de geçtiğimiz baharda ailelerine yeni bir bebek katılmıştı. Ben oradayken 11 aylık kadardı ve öyle sevimliydi ki sevmeye, öpmeye, mıncıklamaya hiç doyamadım. Bir de bebek sevmeyeli çook uzun zaman olduğundan acısını çıkarmaya çalıştım tabii..





İlk dikkatimi çeken ve hoşuma giden şey yapılar olmuştu. Hepsini hayranlıkla izleyip ne binası olduğunu soruyordum ve teyzem de bana gülerek "Onlar normal ev Gözde, insanlar yaşıyor içinde." gibi cevaplar veriyordu. Yine de ben hepsinin resmini çektim, çok güzellerdi. İnsan öyle güzel evlerde yaşamalı bence. 

Gerçekten de şehrin tarihi bir havası var, tabii ki yeni yapılar da mevcut fakat bu binalar da şehrin bu nostaljik atmosferini asla bozmuyor. Aksine buna uyacak şekilde bir yapılanma gözlemledim ben. 

Gürültü yok. Sessiz, sakin herkes, her şey. Bir kere dahi araba kornası duymadım. Burada gerekli gereksiz o kadar çok korna sesi duyuyorum ki günün sonunda sırf bu sesler yüzünden baş ağrısı çektiğim oluyor. Bizim insanımız çok tahammülsüz onu fark ettim böylece. 










Almanlar soğuk, mesafeli insanlar olarak anlatılıyor. Ya da ne bileyim, bana hep öyle geliyorlardı. Belki de devamlı soykırım filmleri izlediğimden böyle bir ön yargıya kapıldım. Fakat bence çok düşünceli ve nazik insanlar. Ayrıca çok da yardımseverler. Kötüleri de vardır elbet, neyse ki ben karşılaşmadım. İstisnalar her millette mevcut fakat benim "Almanlar soğuk insanlardır." düşüncem tamamen değişti. 

Bana o bölgede çok Türk olduğu söylenmişti fakat her dışarı çıktığımda bir Türkle karşılaşmayı beklemiyordum. Hatta bir keresinde farklı bir şehre gittim ve gün boyunca tam üç kez bir Türkle karşılaştım. Kendimi garip hissediyordum her Türk gördüğümde, sanırım alışık olmadığımdan. Aslında güzel bir his, taa oralarda dilini bilen, senin topraklarından biriyle karşılaşmak ama bende şaşkınlık ağır basmıştı her seferinde. 

İlk zamanlar alışveriş yapmakta bayağı zorlandım çünkü her fiyatı kafamda hemen dörtle çarpıyor ona göre alıp almamaya karar veriyordum. Sonunda teyzem bunu yapmayı bırakmamı yoksa hiç alışveriş yapamayacağımı söyledi. Aslında bence orada orta halli bir aile buradakinden çok daha iyi şartlarda yaşıyor, bunu gördüm. Yani buranın fakiri oranın orta hallisi sayılabilir. Fiyatları dörtle çarpmayı kestiğimde fark ettim ki, orada para kazanan biri olsaydım fiyatlar gerçekten çok çok uygun gelecekti. Fakat buradan döviz götüren bir insan ister istemez geri götüreceği ya da elindeki dövizler için verdiği parayı düşünüyor. 

Evet, çok alışveriş yaptım ve hala harcadığım miktarı Türk Lirasına çevirmemeye kararlıyım :D Yoksa uyuyamam herhalde :D

Kitapların ucuz, daha doğrusu oraya göre ucuz olmasını bekliyordum. Mesela burada 20 Lira olan bir romanın orada 5 Euro filan olmasını ama ne yazık ki hayal kırıklığına uğradım. Burada 20 Lira olan roman orada da gayet 20 Euro. Sakın dörtle çarpmayın, yoksa bu Almanlar bir kitaba bu kadar para mı veriyor diye şoka girersiniz :D Biz nasıl bir kitaba bu miktarı verirken çok gocunmuyoruz, onlarda da durum böyle demek. Sadece turist olarak ben üzüldüm yani :D

Aslında komik ve bir o kadar ilginç bir şey fark ettim. Buradaki büyük alışveriş merkezlerinde, herhangi bir markette çalışanlar hep gençtir. Bu gerçek benim Almanya'da dikkatimi çekti. Marketlerde, yani bizim Migros, Kipa gibi marketlerde ve normal alışveriş mağazalarında gayet de yetişkin hatta yaşlı denilebilecek insanlar çalışıyordu. Türkiye ile karşılaştırdığımda çok çok garibime giden bu durum aslında oldukça normal. Ben Türkiye'de yaşlı insanların böyle yerlerde çalışabildiğini hiç görmedim. Ama neden olmasın, niye çalışmasınlar ki yani :D Sanırım işsizlik sorununun olmamasından dolayı bu böyle. Genç kesim zaten işinde gücünde, bu şekilde eğitim gerektirmeyen işleri de yaşlılar yapabiliyor. Bizde üniversite mezunu işsizler mecburen bu işleri yapmak zorunda kalıyor. Galiba nedeni bu, siz ne düşünüyorsunuz?

Almanya'da bir ay kaldım fakat zaman çok hızlı geçti. Güzel olan her şey çabuk bitiyor. 

Bu gidişimde sadece Hannover, Braunschweig ve Wolfsburg'u gezebildim. Benimki daha çok akraba ziyareti gibiydi. Bir dahaki gidişimde teyzemle birlikte diğer büyük şehirleri de gezmeye sözleştik. 

Başka bir yazımda da Almanya'da okuduklarımı, izlediklerimi filan derlemeyi düşünüyorum. Orada da boş durmadım tabii okuma/izleme konusunda - çok verimli de değildim ama :D

Sağlıcakla kalın! :')

19 Şubat 2017 Pazar

Aylık Rapor | Ocak 2017



Okunanlar

- Oz : Kansaslı Dorothy / Adam Fawer 2/5

- Harry Potter ve Ölüm Yadigarları / J.K Rowling 5/5

-Adulthood is a Myth / Sarah Andersen 5/5 

_ Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları / Ransom Riggs 4/5

- Attack on Titan Volume 11 / Hajime Isayama 5/5

- Beyaz Geceler / Dostoyevski 5/5

İzlenenler

Filmler

- The Great Dictator (1940) 4/5

- The Kid (1921) 5/5

- The Police (1916) 4/5

- City Lights (1931) 5/5

- Big Driver (2014) 3/5

- The Circus (1928) 5/5

- The Adventurer (1917) 4/5

- The Magnificent Seven (2016) 4/5

- The Pilgrim (1923) 3/5

- A Dog's Life (1918) 3/5

- The İmmigrant (1916) 3/5

- The Floorwalker (1916) 2/5

- Leylekler (2016) 5/5

- The Idle Class (1921) 5/5


Diziler

- Sherlock | 4. Sezon 5/555555555555+

- Seinfeld | 1. Sezon 4/5

- Tokyo Ghoul| 1. Sezon 4/5