19 Kasım 2017 Pazar

Dizi Önerisi : Tunnel & Duel



Geçtiğimiz ay izlediğim ve çok çok beğendiğim iki dizinin öneri yazısıyla herkese merhaba!

Derslerim yoğun olsa da iki dizi öylesine sürükleyiciydi ki ikisini de Ekim'de izleyip bitirdim.

İkisi de Kore dizisi ve ikisi de çok ilginç bir hikayeye sahip. Ayrıca ikisi de OCN kanalının; tuhaf ama geçen ay izlediğim üç dizi de, bu ikisi de buna dahil, bu kanala aitti. Üçü de beğenerek izlediğim dizilerdi, bu yüzden OCN bu türde favori kanalım olma yolunda. Bu öneri yazısına dahil etmediğim dizi, Save Me. Konusu sıradışı olsa da akıcılık konusunda benim açımdan sınıfta kalan bir diziydi. Aşağıda önereceğim diziler ise hem konuları, hem de olay örgüsünün akıcılığı, dizinin temposu açısından çok beğendiğim diziler oldular.




터널

Tunnel

Tür : Gizem, Aksiyon, Fantastik

Yayın Yılı : 2017

Yönetmen : Shin Yong-Whee, Nam Ki-Hoon

Senarist : Lee Eun-Mi



Tunnel, konusunu okur okumaz ilgimi çeken bir dizi olmuştu. Kore'de Mart-Mayıs aylarında yayınlanmış olmasına rağmen benim ancak görüp fark edebildiğim bir dizi ayrıca. Zaten bu türdeki dizilerin, yani gizem, aksiyon ya da polisiye türündeki dizilerin tanıtımı diğerleri kadar çok yapılmıyor kanaatimce. Bu görevi üstlenip bu türdeki güzel yapımları blogumda elimden geldiğince tanıtıp, daha çok izleyiciye ulaşmasını sağlamak istiyorum. 

Dizinin konusu kısaca şöyle;

Olaylar 1987 yılında başlar. Ana karakterimiz Kwang Ho bir polis dedektifidir ve yaşadığı şehirde meydana gelen seri cinayetleri araştırmaktadır. Katille bir kovalamaca yaşarken ikisi o bölgede bulunan bir tünele girerler. Dedektif ve katil boğuşurken Kwang-Ho'nun yüzünü göremediği adam onu bir iğneyle uyuşturur ve kaçmayı başarır. Kwang Ho kendine gelip tünelden çıktığında kendisini 2017 yılında bulur. Zamanda yaşadığı bu yolculuk katili bulması için bir fırsattır.


Konusu bu kadar merak uyandırıcı olunca benim için izlememek imkansızdı. Ayrıca fantastik bir öğe barındırması da çok ilgimi çekmişti. Özellikle zaman yolculuğunu konu alıyor olması beni izlemeye itti.

Biliyorsunuz, zamanda yolculuk temalı hikayeler mecburen paradokslarla sonuçlanıyor. Ayrıca bu konuyu, saçmalamadan, seyircinin aklını çok karıştırmadan ve tutarlılığı koruyarak ele almak gerçekten zor bir iş. 

Ayrıca dizide, kim olduğunu bir türlü bulamadıkları bir seri katil var. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu cinayetleri çözmeye çalışıyorlar. İşin içinde gizem de var yani. Bu iki öğe de merakı devamlı canlı tutuyor ve bir sonraki bölümü devamlı merak ediyorsunuz. 

Genelde ben katili, suçluyu filan hiç tahmin edemezdim ama sanırım böyle diziler izleye izleye olayı kaptım; bu dizideki katili önceden tahmin ettim. Bana biraz bariz geldi, bilmiyorum, izleyeniniz varsa; siz de tahmin edebildiniz mi?

Geçmişle gelecek arasındaki küçük detayları, Kwang-Ho'nun gelecekte yaşadığı zorlukları, alışma sürecini; onu tanıyan insanların şaşkınlığını filan izlemek çok keyifliydi. Diziyi izlerken hep nasıl bitecek diye merak ettim. 

Sonunu izlediğim ilk anda pek beğenmedim ama üzerine biraz düşününce farklı bir sonuç çıkardım. Spoiler olmaması açısından teorimi söylemeyeceğim fakat izleyenler varsa yorumlarda sohbet edebiliriz.

İzleyip beğendiğim ve sizlerin de kesinlikle izlemenizi tavsiye ettiğim bir başka dizi ise;


듀얼

Duel

Tür : Bilim Kurgu, Polisiye, Gizem

Yayın Yılı : 2017

Yönetmen : Lee Jong-Jae

Senarist : Kim Yoon-Jo


Sonuna gelene kadar bir sürü kafa karışıklığı ve ters köşe yaşatan bu dizi favorilerim arasında ilk bölümlerden girdi. Türünde bilim kurguyu görünce siz de biraz şaşırmışsınızdır belki, ben de çok şaşırmıştım ve ön yargıyla yaklaştım diziye. O kadar da değil yani dedim, bilim kurguya da el atmasınlar, biraz rahat dursunlar artık :D

Dizi, bir polis şefi olan Jang Deok-Cheon'un kaçırılan kızını kurtarma çabasıyla başlıyor ve sonra birkaç gün öncesine dönüp kızının kaçırılma hikayesini izliyoruz. Küçük kızın ölümcül bir hastalığı var ve bir hastanenin üzerinde çalıştığı kök hücre tedavisi onun tek kurtuluş şansı. Fakat o kadar kişinin arasından onun seçilmesi büyük bir mucize olarak görülüyor, yani neredeyse imkansız. Bir şekilde hastane şefin kızını tedavi için seçiyor fakat nakil sırasında küçük kız biri tarafından kaçırılıyor. 

İşin asıl garip tarafı şu; şef kızını kaçıran adamın yüzünü görüyor ve sonraki günlerde onu yakalamaya çalışırken tıpkı bu adama benzeyen başka birini görüyor. Önce bunların ikiz olduğunu sansa da olay bundan ibaret değil aslında. 

Spoiler olmaması açısından kendimi durdurup konuyu anlatmayı burada kesiyorum. Ben de bu kadarını bilip başlamıştım diziye. Siz de hemen başlayın izlemediyseniz.


Polis şefini oynayan oyuncu gerçekten bir babanın kızını kurtarmaya çalışırken yaşayacağı hisleri çok güzel yansıttı. Onun etrafta kızını bulmak için koşuştururken yaşadığı öfke, sabırsızlık ve dahası çaresizliği gerçekten gördük seyirciler olarak. Kimi zaman durup bir iç geçirdim, yeter artık adamın yaşadığı acılar diye. Çok üzüldüm haline.

Oyunculuğunu takdir etmek istediğim bir diğer isim, ki bence dizinin en iyi performansını o sergiledi, Yans Se-Jong. Kendisi hem Lee Sung-Joon hem de Lee Sung-Hoon karakterini canlandırdı ve enfes bir oyunculuk sergiledi bence. Öyle ki arada dedik ki acaba başka bir oyuncu mu oynuyor bu farklı karakterleri. Mesele yalnızca saç şeklinin değişik olması da değildi. 

İki ayrı, birbirine taban tabana zıt karakteri bu kadar başarıyla oynayabilmek cidden zor bir iştir mutlaka ve oyuncu bunun altından harika bir şekilde kalkmış. Alkışlarr, alkışşlar!

Bir sahnede Lee Sung-Joon, birilerini kandırmak için Lee Sung-Hoon kılığına giriyor ama iki karakteri tanıyan seyirciler olarak farkı hemen anladık. 


- Bu arada Lee Sung-Hoon çok güzel "Ani" (Hayır) diyordu, söylemeden geçemeyeceğim. -

Kurgunun işleyişi çok güzeldi. Sırlar ortaya yavaş yavaş, gerektiği hızda çıktı ve benim hoşuma gitti bu çünkü sindirilmesi gereken çok gerçek vardı. Sonu biraz uzatılmış gibi geldi bana ama o kadar olsun artık. İzlemekten sıkılmadım ne olursa olsun. 

Sonu biraz buruktu bana göre ama genel olarak güzel toparladılar. Ucu açık, havada kalmamıştı ki bu çoğu Kore dizisinde yaşanılan bir sorun. 

Bu diziyle Koreli senaristler ne kadar yaratıcı olabildiklerini bir kez daha gösterdiler ve şüphelerimi haksız çıkardılar. Keşke bizim senaristlerimiz de aynı konuları ısıtıp klişe hikayeler ortaya çıkarmayı ya da zaten yazılmış hikayeleri uyarlamayı bir bıraksalar da daha özgün olabilseler. 

Kısacası, bu iki diziyi izlemediyseniz hemen izleyin!




Siz bu iki diziyi izlediniz mi?

Hakkında düşünceleriniz neler?

Benimle paylaşın!

17 Kasım 2017 Cuma

Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru / Heinrich Böll | Kitap Yorumu


Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru

Heinrich Böll

Özgün Adı : Die Verlorene Ehre der Katharina Blum

Çeviren : Ahmet Cemal

Yayım Yılı : 1974


Ekim ayında okuduğum son kitap olan, adından kısaca Katharina Blum olarak söz ettiğim novellanın yorumuyla herkese merhaba! Yorum yazısını ancak yazabiliyorum çünkü sınavlarım yeni bitti, ben de yeniden nefes alabildim.

Üzerinden biraz zaman geçmiş olsa da buna memnunum, çünkü böylece Katharina Blum'un hikayesinin aslında ne kadar etkileyici ve etkisinin de kalıcı olduğunu, mesajının yazıldığı döneme değil aynı zamanda, hatta daha çok bu içinde yaşadığımız zamana yönelik olduğunu fark etmiş oldum. Evet, Katharina Blum kolay kolay unutamayacağımız, en azından ana temasını, anlatmak istediğini hep hatırlayacağımız o kitaplardan.

Konusu kısaca şöyle; polisler uzun süredir takip ettikleri bir suçluyu bir akşam Katharina Blum'un evine girerken görürler. Evin etrafında pusu kurup onun çıkmasını beklerler ama sabah olur, adam ortada yoktur. Eve baskın yaparlar; kadın adamın sabah uyandığında gitmiş olduğunu söyler. Polisler Katharina'ya inanmaz, adamla iş birliği yapmış olduğundan şüphelenerek onu sorguya götürürler.

Kitap polisiye gizem türüne çok yakındı. Okurken hep acaba gerçekten de Katharina adama yardım etti mi, sorguda söyledikleri doğru mu diye merak ettim ve olayın gerçek yüzünü öğrenmek için can attım. 

İlk başlarda biraz kafam karıştı, olayları anlamakta biraz zorlandım çünkü yazar ileri-geri dönüşler yapıyordu ama bir zaman sonra yazarın bu tarzına alıştım, hatta hoşuma bile gitti. Çünkü bu tür film ve kitaplarda bu yöntem okuyucunun kafasını karıştırmak için de yapılıyor, olaylar daha gizemli hale geliyor, seviyorum. Ayrıca yazarın anlatımında hafiften sezilen bir mizah da vardı, çok hoşuma gitti.

Hikayenin bu kurgu arka planında anlattığı aslında gerçekten de Katharina'nın çiğnenen onuru. Bir suçluyla ilişkisi olduğu bir yana, gazeteler hiç alakası olmayan kişilerle konuşup söylenenleri çarpıtarak Katharina hakkında kötü şeyler yazıyorlar ve halkın gözünde onu düşürüp hakarete uğramasına sebep oluyorlar. Bir kadın olduğu için bunlar altında daha fazla eziliyor, gördüğü muamele daha ağır. Yine de ben onun güçlü durmaya çalışmasını ve kendisini ezdirmemeye gayret etmesini okurken takdir ettim. En azından elinden geleni yaptı. 

Yani aslında burada, gazetelerin ya da medyanın demeliyim, gerçek haber verme ilkesinden saptığı ve yalnızca maddiyat için, çok satmak için, çok okunmak, çok izlenmek için gayet normal ve olağan haberleri çarpıtıp sansasyonel hale getirerek hedef kitleye sundukları anlatılıyor. Özel hayat filan da dinlemiyorlar, halk tarafından nefret edilmesine, taşlanmasına neden oldukları insanların hayatlarına her şekilde müdahil olma hakkını kendilerinde görüyorlar.

Adına da basın özgürlüğü deniyor. Basın özgürlüğü, demokratik ve çağdaş ülkelerdeki en önemli kavramlardan biridir. Evet ama, nereye kadar özgürlük ve ne için özgürlük? Kitap bu ayrımı yapmada ve okuyucuya da yaptırmada oldukça başarılıydı bence.

Bir de kitaptaki söz konusu gazetenin adının "Zeitung" yani "Gazete" olması harika bir tercihti. Böylece, yani gazeteye özel isim vermeyerek, kitaptaki gazeteyi imgeleştirmiş ve tüm gazeteleri simgeleyen bir ifade ortaya koyulmuştu. Buradaki "Gazete" aslında bir tipti. Bu motif gerçekten çok ama çok hoşuma gitti.

Kitap 1974'de yayınlanmış ve hemen ardından 1975 yılında da filme uyarlanmış. Böyle eleştirel bir amacı olan kitabın hemen filminin çekilmesi beni nedense çok şaşırttı. Eski bir film olmasına rağmen ben keyifle izledim, çünkü kitaba sadık kalınmıştı büyük oranda. Kitabı okuyup beğenirseniz, filmi de izlemenizi tavsiye ederim. 


Siz Katherina Blum'un Çiğnenen Onuru'nu okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!


2 Kasım 2017 Perşembe

Muggle'dan Öneriler #2 | İngilizcenizi Geliştirmek İçin...


Herkese merhaba!

Bu yazı dizisine çok büyük bir hevesle başlamıştım ama öyle kalmıştı, devamını uzun süre getiremedim - durumları biliyorsunuz. Neyse, bugün güzel, benim zamanında faydasını çok gördüğüm bir yöntemi önereceğim size.

Lisedeyken alanım yabancı dildi ve o zamandan beri kendimi bu alanda geliştirmek istiyordum - hala da devam ediyor bu süreç aslında. 

Biliyorsunuz ki dil öğrenmek yalnızca söz konusu dilin dil bilgisi kurallarını öğrenmek, kelimeler ezberlemek demek değil. Bu yüzden ki ilkokuldan beri Ingilizce eğitimi alan insanların yüzde doksanı mezun olduktan sonra İngilizce'yi aktif bir şekilde kullanamıyor, hatta derdini anlatacak kadar bile dili bilmiyor.

Bu da eğitim sistemimizin bozukluklarından yalnızca biri, bir girersem bu konuya çıkamam, o yüzden neyse deyip geçiyorum.


Bir dil öğrenirken, o dili konuşan insanların düşünce yapısını ve kültürünü de öğreniyorsunuz, daha doğrusu öğrenmeniz gerekiyor. Aksi takdirde belirli kalıpların ezberine dayalı bir öğrenmenin ilerisine geçemezsiniz. Bir dili bilmek demek bana göre, o dili anlamaktan ziyade, o dilde düşünüp o dilde konuşabilmektir. Dünyayı o dili konuşan insanların gözünden görebilmektir. Bu yüzden aslında yapılmaya çalışılması gereken şey kendimizi o dilde düşünmeye hazırlamak, alıştırmaktır.

Bunu yapmak için yabancı dizi/filmler izlemek de yetmiyor bana göre. İnsanı düşünmeye iten en etkili şey nedir peki? Evet, kitap okumak.

Herhangi bir dilde düşünebilmeye, dolayısıyla konuşabilmeye, o dili daha sağlıklı bir şekilde anlamaya başlamak için o dilde bir şeyler okumamız gerekir. Eğer söz konusu dil İngilizce ise şanslıyız, çünkü inanılmaz derecede çok kaynak var. Okuyacak bir şeyler bulmak İngilizce için hiç de zor değil. 

Burada mesele, İngilizcemizin yeterli olduğuna kanaat getirip bir şeyler okumaya karar vermekte. Sonra düşünmemiz gereken şey nereden, nasıl kitaplardan başlamamız gerektiği. 

Lisedeyken benim yöntemim çok basit ama bir o kadar da etkili bir yöntemdi. Önceleri zaten izlemiş olduğum dizi ve filmleri altyazısız izlemeye başladım. Bu dinleme-anlama becerimi geliştirdi fakat hala yeterli gelmiyordu bana çünkü dizi ve filmlerde gördüklerimiz buz dağının üstünde kalan kısım ve bence oldukça sığ. Ben o dilin derinliklerine inmek ve kelimelerle nasıl oynandığını görmek, kısacası o dilin estetik algısını da kavrayabilmek istiyordum. 

Bu düşünceyle İngilizce kitap okumaya karar verdim ama bir türlü cesaret edemiyordum tabii. Filme ya da diziye uyarlanmış romanları araştırdım ve önce ters bir yol izleyerek, kitabı okudum, sonrasında filmini izledim. 

Bu yol da güzel fakat eksik kaldığı nokta, kitabı okumayı değil, filmi izlemeyi daha kolay ve keyifli hale getirmesi. Yani kısacası siz önce kitabı okuyarak filmi orijinal dilde izlemenizi kolaylaştırıyorsunuz. Fakat dediğim gibi ben film ya da dizileri izlerken anlama güçlüğü çekmiyordum zaten. Benim istediğim tam tersi bir sonuç almaktı.

Bu yüzden yöntemi biraz değiştirdim ve izlemiş olduğum film veya dizilerim kitaplarını okumaya yöneldim. Böyle olunca konuyu ve olayları zaten biliyorsunuz ve yapmaya çalıştığınız tek şey bunları o dilde nasıl ifade etmiş yazar, onu çözümlemek oluyor. Kısacası kendinizi o dilde yazılmış ve önceden hiçbir fikriniz olmayan kitapları okumaya alıştırıyorsunuz. 

Biraz zaman geçince, okuduğum kitapların orijinal dilde olanlarına yöneldim ki bu daha keyifli ve daha verimli bir deneyim olmaya başladı benim için. Çünkü tam anlamıyla karşılaştırabiliyorsunuz cümleleri, üstü kapalı ifadelerin nasıl verildiğini ve en önemlisi, bir kitabın, bir eserin çeviride - en iyi çeviride dahi - bir şeyler kaybettiğine, kendisinden bir şeyler eksilttiğine şahit oluyorsunuz. Çünkü doğal olarak, bir dilde anlatılan herhangi bir ifadenin diğer dilde anlatılış şekli birçok dış etkene - en önemlisi bir çevirmene - maruz kalıyor. Tabii burada bahsettiğim durum edebi metinler için geçerli.


Ben yabancı dile yöneldiğimden beri çeviri alanında kendimi geliştirmek istediğimden bu kadar teferruatlı bir yöntem izledim. Siz yalnızca yabancı dilinizi geliştirmek ya da canlı tutmak istiyorsanız ve okumak için çekinceleriniz varsa, hangi kitaptan başlayacağınızı bilmiyorsanız dediğim gibi önceden bildiğiniz bir konuyu, olayı anlatan, arka planını bildiğiniz bir hikayeyi ele alan kitaplardan başlayabilirsiniz.

Ayrıca, benim de denediğim bir şeydi, izlediğiniz animelerin mangalarını okuyabilirsiniz. İngilizcelerine ulaşmak gerçekten kolay. Ayrıca çok eğlenceli oluyor çünkü biliyorsunuz animeye uyarlanırken mangadan çok fazla şey atılabiliyor.

En sevdiğiniz uyarlama filmin kitabını okuyabilir; okuyup çok beğendiğiniz bir kitabın orijinalini okuyabilirsiniz. Belki de sizi o kadar zorlamadığını görecek ve çok mutlu olacaksınız.

Ayrıca bu yöntemle, kelimeleri daha sağlıklı bir şekilde öğrenebilirsiniz bence. Kelimelerin cümle içinde kullanımlarını görüp anlamlarını daha iyi kavrayabilirsiniz. Bir süre sonra sözlük yardımı bile olmadan cümleden, bağlamadan bilmediğiniz bir kelimenin anlamını çıkarabilirsiniz ve emin olun bu şekilde öğrendiğiniz bir sözcüğü ya da kalıbı kolay kolay unutmazsınız. Ezber yapmaktan çok çok daha iyi bir yol bence kitap okuyarak kelime öğrenmek. Saatlerce kelime ezberi yapmak zorunda da kalmayacaksınız.

Birkaç kez bu soruyla karşılaştığım için böyle bir yazı yazma gereği duydum. İngilizcesini geliştirmek isteyenlere verdiğim ilk tavsiye budur. Umarım sizin de hoşunuza giden bir yöntem olmuştur ve denemeyi düşünürsünüz.

Yani umarım, faydalı bir yazı olmuştur. Ben şu anda aynı yönetimi Almancam için deniyorum, aynı şekilde faydasını görürsem Almanca için de önerilerle gelebilirim.

Olumlu olumsuz sonuçları benimle paylaşırsanız çok ama çok mutlu olurum.

Şimdi son olarak size birkaç kitap önermek istiyorum. Bu kitapların dili oldukça basit. Ayrıca okuması da oldukça keyifli kitaplar. Eğer hiç İngilizce bir kitap okumadıysanız, aşağıda önereceğim kitaplar başlangıç için iyi olabilir. 

- The Perks of Being a Wallflower / Stephen Chbosky

Kendisi benim okuduğum ilk İngilizce kitap olma özelliğini taşıyor. Bu yüzden yeri her zaman ayrı olacak. Mektuplardan oluşan bir kitap ve bu yüzden asla sıkmıyor. Uzun değil, kısa bir kitap. Zaten dili de basit, ama ayrıca hikayesi çok güzel, çok etkileyici. Sıkılmadan, keyifle okuyacağınız bir kitap olacaktır bence. Filme uyarlandı, dilimize de çevrildi. Başlangıç için mükemmel bir seçenek olabilir diye düşünüyorum.

- Love, Rosie / Cecelia Ahern

Bu kitap bana hediye gelmişti, o yüzden geçtiğimiz yaz okudum ancak. Yazarın yormayan, akıp giden bir anlatım tarzı var ve kelimeler, cümleler oldukça basit, anlaşılır. Konu da ilginç hatta oldukça ilginç. Yine mektuplardan, e-postalardan ve notlardan oluşan bir kitap, o yüzden okuması ayrı bir eğlenceli. Filme uyarlandı, dilimize çevrildi. Bu kitaba da bir şans verebilirsiniz başlangıç seçimleriniz arasında.


- Fortunately, the Milk / Neil Gaiman

Uzun öykü kategorisine giren bir kitap ve soluksuz okuyacağınız bir hikaye. Çok komik, çoğu yerinde bayağı güldüm. Ayrıca fantastik okumayı seviyorsanız sizin de çok hoşunuza gidecek. Sanırım çocuk kitabı kategorisine giriyor. Fazlasıyla anlaşılır bir dili var. Gaiman seviyorsanız kaçırmayın. Filme uyarlanmasa da Türkçe'ye çevirisi yapıldı. 



Siz bu yöntem hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!



1 Kasım 2017 Çarşamba

Aylık Rapor | Ekim 2017


Bu ay daha çok yazan ve okuyan ve izleyen muggle'dan herkese selamlar!

Çok mutluyum!

Ekim ayının beni kendime getireceğini biliyordum çünkü bu ay hem okulun temposuna alıştım, hayatım bir düzene girdi hem de havaların soğumaya başlamasıyla birlikte reading slump illetinden de yakayı kurtardım!

Kasım sınav dönemini içeriyor olsa da Kasım'dan da beklentilerim büyük. 




Okunanlar

Bu ay altı tane kitap okudum ve çok mutluyum. Hala yeterli bir rakam değil belki ama yazın açığını kapatmama yetti. Bu ay yapmayı başardığım şey - kendimi biraz da zorlayarak - toplu taşımada kitap okumak oldu. Hep söylüyorum, yollarda çok vakit geçiriyorum, hatta 3 saate yakın, bu yüzden bu vakit boşa gidiyor gibi hissediyorum. Değerlendirmek açısından kitap okuyabilmek büyük bir fark yaratıyor bence. Umarım devam edebilirim.

- Fahrenheit 451 / Ray Bradbury 4/5

Aslında beklentilerimin bir tık altında kalan bir kitap oldu fakat içeriği ya da verdiği mesajla değil, anlatımıyla. Belki de bu çeviriden kaynaklanan bir problemdi çünkü okurken akıcılığı hissedemedim ve yeterince keyif alamadım. Onun dışında çok özgün bir kitap ve kitapların hayatımızda, toplumların yaşamında ne denli büyük bir rol oynadığını, kopmaz bir parça olduğunu gözler önüne seriyor. Kitapları sevin, onları okuyun. Kitabın yorumu için; tıklayın.

- Gölgesizler / Hasan Ali Toptaş 3/5

Gölgesizler, yeni yazar keşfetme hevesim sonucunda okumaya karar verdiğim bir kitaptı. Hasan Ali Toptaş'ın da İhsan Oktay Anar gibi büyülü gerçekçi olduğunu ve bu kitabının da Marquez'in kalemini andırdığını okuyunca yerimde duramadım desem yeridir. Fakat umduğumu bulamadım ve benim için bu ayın hüsranı oldu. Okuduktan sonra burada puanlarken bile çok puan vermişim gibi geliyor şu an. Konusu çok güzeldi ve gerçekten de yukarıda sözü geçen yazarların da ele alabileceği türden bir hikayeydi. Ben daha çok ele alış şeklini, yazarın üslubunu beğenmedim. Aynı hikayeyi belki Marquez'den okusaydım - bu karşılaştırmayı yapmayı hiç sevmiyorum ama düşünmeden de edemiyorum - eminim ben de etkisi çok çok daha büyük olurdu.

Yazarın tek bir kitabıyla bu kanıya varmak istemiyorum ama fazlasıyla da hevesim kaçtı. Eğer sizin okuyup da çok ama çok beğendiğiniz, müthiş olduğunu düşündüğünüz bir kitabı varsa lütfen önermekten çekinmeyin.

- Olağanüstü Bir Gece / Stefan Zweig 5/5

Beklediğimden farklı bir hikayesi vardı ama bu olumlu yönde bir şaşkınlık yarattı ben de. Ben bir aşk hikayesi okumayı bekliyordum ama Olağanüstü Bir Gece daha ciddi, daha derin bir meseleyi ele alıyordu bence. İnsanın "her şeye" ve "hiçbir şeye" sahip olmasının gerçek anlamını irdeliyor, insan ruhunun asıl gereksinimlerine vurgu yapıyordu. Harikaydı.

- Bir Kadının Yaşamından 24 Saat / Stefan Zweig 5/5

Söylemekten sıkılmayacağım ama belki sizi sıkacağım; Zweig duyguları aktarmak, hayır, onları okuyucuya yaşatmak konusunda bir üstad. Sonuna kadar heyecanla ve yeri geldiğinde sinirlenerek, yeri geldiğinde üzülerek okuduğum bir hikaye oldu. Merak unsuru daha çok ön plana çıkmıştı bence ve bu kitabı bir çırpıda okutan en önemli etken. Yine harikaydı.

- Beraber Yürüttük Biz Bu Yollarda / Yılmaz Özdil 5/5

Uzun süredir okuyordum aslında bu kitabı. Yarısına kadar anne ve babamla birlikte okuduk. Üzerine tartıştık, araştırmalar yaptık, notlar aldık. Benim için çok verimli bir okuma oldu doğrusunu söylemem gerekirse. Her defasında hayrete düşsem de, hatta öfkelenip kendi kendime sitem etsem de okumaktan memnun kaldığım bir kitap oldu. Unutturulmak istenenleri bir kez daha hatırlamak için herkesin okumasını tavsiye ediyorum.


- Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru / Heinrich Böll 4/5

Ayın son kitabı. Uzun zamandır okumak istiyordum fakat yazara yabancı olduğum için elim gitmiyordu. Umduğumdan daha güzel ve daha akıcı bir kitaptı. Medyanın insan psikolojisi üzerindeki şaşırtıcı etkisi gösteriliyor aslında kitapta ve basın özgürlüğünün ne demek olduğunu, ne demek olmadığını sorgulatıyor. Verilen mesaj güzeldi.Yazarın kalemini sevdim ve başka kitaplarını da okumak isterim. 

Okuyamadıklarım : Amerikan Tanrıları / Neil Gaiman

*ağlayan muggle* Neden böyle oldu hiç bilmiyorum. Kocaman bir heyecanla ve yine devasa bir hevesle başladım Amerikan Tanrıları'nı okumaya ama yok, olmadı. Bir türlü kendimi kitaba kaptıramadım, kurgunun içine giremedim. Karakterler çok uzak kaldı, hikayeyle aramdaki mesafeyi aşamadım. Gaiman'ı çok seviyorum, hatta yazarın hayranıyım. Bu yüzden bu durum beni çok şaşırttı. Bu okuma zorluğunu, farklı kültürlerin mitolojileriyle içli dışlı olmamama bağlıyorum. Bu konuda biraz daha okuduktan ve bilgi sahibi olduktan sonra Amerikan Tanrıları'na dönmeyi düşünebilirim.

Ama dizisi de var. Belki ondan daha çok keyif alırım. Okuyanınız varsa, ne diyorsunuz?




İzlenenler

Filmler

- Boss Baby (2017) 5/5

Aslında fragmanları filan hiç dikkatimi çekmemişti. Öylesine canımız animasyon izlemek istediğinde açtık ve beklediğimizden keyifli çıktı. Çok eğlenceli bir filmdi. 

- The Mummy (2017) 2/5

Sinemalardayken izleyemediğim için üzülmüştüm ama şimdi diyorum ki iyi ki böyle bir filme para verip girmemişim. Belki de büyük beklentilerim olduğu için bu kadar hayal kırıklığına uğradım ama beklentim olmasaydı bile hiç beğenmezdim ben bu filmi. Hele son sahneleri resmen izleyiciyle dalga geçer nitelikteydi. Çok kötüydü, uzak durun. İki puanı da Tom Cruise hatırına verdim zaten. 

- Die Verlorene Ehre der Katharina Blum (1975) 3/5

Kitabı bitirir bitirmez, ama gerçekten bitirdikten hemen iki-üç dakika sonra filan, filmini izlemeye başladım. Aslında büyük bir tereddütüm vardı, çünkü kitabın formatını düşününce bundan nasıl bir senaryo çıkarttılar merak ettim. Ama güzel bir iş çıkarmışlar, yayınlandığı yıla göre oldukça iyiydi. Kitaba da büyük oranda sadık kalınmış.



Diziler

Bu ay resmen devamlı OCN izlemişim gibi; başlayıp bitirdiğim üç Kore dizisi de OCN yapımı : Save Me, Tunnel ve Duel

- Save Me (2017) 3/5

Aslında başları çok sıkıcıydı, bir türlü konuya giremediler gibi hissettirdi bana. Buna rağmen kendisini bir şekilde izlettirdi dizi. Dini bir tarikatın eline düşmüş, oradan kurtulmaya çalışan bir kızın hikayesi kısaca. Dizide işlenen aşırılıkları görünce çok şaşırdım ama bunlar bizim ülkemizde de yaşanan şeyler. Hatta çok daha aşırıları yaşanıyordur eminim. İnsanları en iyi inançlarını kullanarak kandırabilirsiniz; dizi de bunu güzel bir şekilde gözler önüne seriyordu.

- Shingeki no Kyojin 2. Sezon 5/5

Sonunda izledik! Ben önceden mangasını okuduğum için çok da şaşırıp heyecanlanmadım ama karakterleri ekranda yeniden görmek ve duymak güzeldi. Hala izlemediyseniz bu animeyi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. 

- Goblin (2016) 3/5

Dizi hakkında söyleyebileceğim her şeyi şurada söyledim zaten. Daha fazla üzerinde konuşmak istemiyorum :D

- Tunnel (2017) 4/5

Harikaydı, öneri yazısı gelecek.

- Duel (2017) 4/5

Bu da müthişti, buna bir öneri yazısı yazacağım kesinlikle.

- Rick and Morty 2. Sezon

Zaten çok popüler, daha fazla ne söyleyebilirim ki? :D



Siz bu ay neler yaptınız?

Benimle paylaşın!