31 Temmuz 2016 Pazar

Yaprak Fırtınası / Gabriel Garcia Marquez | Kitap Yorumu

YAPRAK FIRTINASI

Yazarı : Gabriel Garcia Marquez

Çevirmeni : Yaşar Gedikoğlu

Türü : Uzun Öykü

Yayım Yılı : 1954

Puanım : 4/5



Herkese merhaba!

Yeni bir Marquez kitabı bitirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu yaz için planım Pınar ablanın bizlerle paylaşmış olduğu listeye göre Marquez okumaya devam etmekti. Hala izlemediyseniz onun yazar hakkındaki oldukça bilgilendirici şu videosunu izlemenizi öneririm, hele ki Marquez'e karşı bir ilginiz varsa.

İlk grup,

- Yaprak Fırtınası

- Albaya Mektup Yok

- Hanım Ana'nın Cenaze Töreni

- Şer Saati

- İyi Kalpli Erendira

- Yüzyıllık Yalnızlık 

kitaplarından oluşuyor ve şimdiki amacım 2016 yılının sonuna kadar en azından bu kategorideki kitapları bitirmek. Alın size yeni bir okuma hedefi daha!

Gelelim Yaprak Fırtınası'na...

Öncelikle söylemem gerekiyor ki bu, en yavaş okuduğum, okumakta en çok zorluk çektiğim Marquez kitabı oldu. Çok güzel başladı ama yavaş ilerlemesi ve kurguya adapte olamamak okumamı güçleştirdi. Diyeceğim o ki, bence yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadıysanız bu kitap iyi bir başlangıç kitabı olmayabilir.

Yine söylüyorum, hatta belki bazılarımız bundan sıkılmışlardır ama ben yazara başlangıç kitabı olarak her zaman "Kırmızı Pazartesi'yi" önermişimdir. 

Kitap, emekli bir albayın verdiği bir sözü, herkese, her şeye rağmen tutma çabasıyla alakalı kısaca. Ortada kimsenin sevmediği, herkesin ölümü üzerine sevindiği bir adamın cesedi var ve albayın onu gömmesi gerekiyor. Yaşlı adam kızını ve kızı da torununu ölünün olduğu eve sürükleyip onları da bu olaya dahil ediyor. Sonrasını bu üç aile bireyinin gözlerinden okuyoruz.

Üç karakter de farklı ruh hali içinde çıkıyor karşımıza. Albay verdiği sözü tutmakta kararlı, kızı Isabel onlara karşı gelecek insanların itirazlarından çekiniyor, hatta korkuyor.. Çocuğunu yanında getirmenin verdiği bir sıkıntı var içinde.. Küçük çocuk ise her çocuk gibi ölüye, ölüme karşı kayıtsız. Tek düşündüğü arkadaşlarıyla yaptıkları, yapabilecekleri.

Yaprak Fırtınası üç kişinin bakış açısından anlatılan bir öykü. Bakış açıları bölümden bölüme değil, birden paragraf atladığınızda değişiyor. Bu konuda kafa karışıklığı yaşayanlar olmuş yorumları okuduğum kadarıyla ama benim için hiç sorun olmadı bu. Aksine birden değişen bakış açıları okumayı daha keyifli hale getirdi. 

Hikayeyi farklı yönlerden dinlemek aslında merakımı canlı tuttu. Geçişler çok yerinde yapılmıştı, insanı okumaya itecek şekildeydi. Ayrıca değişik karakterlerin gözünden okumak hikayeyi daha ilginç hale getiriyordu bana göre. 

Olayı yaşlı bir adam, albay, onun kızı Isabel ve torunu olan küçük bir çocuğun gözlerinden okuyoruz. Karakter değişimlerini düşünce ve hislerden anlamak da mümkündü. Yazarın kısa bir öykünün içinde böylesine farklı duygulara ve düşüncelere göre kalemini değiştirebilmesi bile beni çok şaşırttı ve kendisine bir kez daha hayran bıraktı. 

İşin garip tarafı bu kitap, Marquez'in yazdığı ilk kitap! 

Daha da garibi bunu yazdığında 26 yaşında olması...

Kitaba genel olarak boğuk, karamsar ve iç sıkan bir hava hakimdi, doğru söylemek gerekirse. Yine de ben kitaplarda bu tür atmosferleri seviyorum. Özellikle bu yazarın kitaplarındaki kasvetli havayı çok seviyorum ve artık buna alıştım da denebilir. 

Yine de eğer içinizi sıkan kitapları sevmiyorsanız, Yaprak Fırtınası hatta belki de yazarın kitapları size göre olmayabilir - okuduğum kadarıyla tavsiye edecek olursam tabii. Mesela annem kitabın ruhunu kararttığını söyledi :D

Kitapla ilgili sevdiğim bir başka şeyse birdenbire başlıyor ve kendinizi aniden olayın içinde buluyor olmanız. Mevcut durumun nedenini de karakterlerin kendi iç konuşmalarından, geçmişi hatırlamalarından anlıyorsunuz yavaş yavaş. 

Kitapta ayrıca toplumsal bir değişim de söz konusuydu. Belli belirsiz bir huzursuzluk sezdim ben okurken adı geçen yerde yaşayan insanlar arasında. Bir muz şirketinden ve onun ardından gelen bir yaprak fırtınasından bahsediliyor ki sanırım bundan sosyal düzende büyük bir değişime - fırtınaya - yol açmış bir olay kastediliyor. 

Kitabı bitirdikten sonra da adı geçen "Muz Şirketi"ni bir araştırdım ve aslında okuduğumuz öykünün arka planında olanların basit bir olay olmadığını gördüm. Hatta bu konuyu öğrendikten sonra daha etkileyici oldu okuduklarım benim için. 

Siz de kitabın ardından küçük bir araştırma yapın, emin olun daha iyi anlayacaksınız böylece kitabı. 

Benim okuduğum basımda Yaprak Fırtınası'nın yanı sıra altı tane bağımsız öykü de yer alıyordu. İçlerinden en çok, Büyük Kanatlı Yaşlı Bir Adam, Denizde Boğulmuş Erkeklerin Dünyada En Yakışıklısı ve Hayalet Geminin Son Gezisi isimli hikayeleri çok sevdim. Bu öykülerde yazarın tarzı olan büyülü gerçekçiliği, Yaprak Fırtınası'nda olduğundan daha fazla hissedebildim. 

Beş değil de dört puan vermemin sebebi de yukarıda değindiğim gibi benim için kolay okunan bir kitap olmaması. Kısacık kitabı okumam beş gün sürdü, belki de benim miskinliğime denk gelmiştir... 

Siz yine böyle dediğime bakmayın, Yaprak Fırtınası benim tavsiye edeceğim kitaplar arasına girdi. Bununla birlikte Marquez'in üslubuna aşina olmayanların beğeneceğinden şüpheliyim yine de. 




Siz Yaprak Fırtınası'nı okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!




30 Temmuz 2016 Cumartesi

Film Önerisi : Zootopia


ZOOTOPIA


Türü : Animasyon Film

Yapım Yılı : 2016

IMDB Puanı : 8.2


KONUSU:

Hayvanlar evrimleşmiştir ve artık hep birlikte bir topluluk halinde yaşayabilmektedirler. Bir tavşan olan Judy'nin en büyük hayali polis olup dünyayı daha iyi bir yer haline getirmektir. Herkes onun bir tavşan olduğunu ve polis olamayacağını söylese de o polis akademisine girer ve ilk tavşan polis olur. Akademideki başarısından dolayı onu birinci bölgeye, Zootrapolis'e atarlar. Tavşan olduğu için kimse onu bir polis olarak dikkate almamaktadır ama Judy kendini kanıtlamak için her şeyi yapmaya kararlıdır. 


FRAGMAN:





Herkese merhabaa!

Youtube'da Cem Yılmaz'ın filmle ilgili kısa videosuna denk geldiğimde film için çok heyecanlanmıştım. Ama sonra ne olduysa unutmuşum gitmiş. 

İnternetten öylesine filmlere bakarken Zootopia'yı gördüm ve hemen hatırladım ne kadar çok izlemek istediğimi. 

Filmin teması çok hoşuma gitti : Ne istersen olabilirsin. Asla hayallerinden vazgeçme. 



Ayrıca yaratılan dünya çok güzeldi. Yırtıcı hayvanların ve avların birlikte, huzur içinde yaşadıkları bir ülke... Hayvanların yaşantıları, kendilerine özgü davranışları ve tiplemeler çok hoşuma gitti. 
Ayrıca izlediğimiz sıradan bir "hayallerini gerçekleştirme" hikayesi de değil. Bu bir bakımdan polisiye bir hikaye. Ortada çözülmesi gereken bir gizem var ve bu bakımdan da çok sıra dışı bir animasyondu bence. 

Filmdeki Nick karakterini Cem Yılmaz seslendiriyor. Bir ses bir karaktere bu kadar cuk diye oturur mu ama? Seslendirmeler harikaydı, zaten bizim dublaj sanatçılarımız animasyon filmleri söz konusu olduğunda harika işler çıkarıyor. Çok samimi, çok doğaldı karakterlerin seslendirmeleri, bu yüzden büyük keyif aldım izlerken. 



Filmde bazı sembollendirmeler de vardı. O ince ayrıntıları ve eleştirileri de çok yerinde buldum ve çok hoşuma gitti. Yalnız bu film kesinlikle çocuklar için yapılmış bir animasyon değil bence. Çünkü dediğim gibi polisiye bir olay var ve ne bileyim, bir çocuk konuyu aklı karışmadan takip edemez gibi geldi bana. 

Zaten artık çoğu animasyon filmde yapılan espriler, mizah anlayışı yetişkinlere yönelik oluyor. Şikayetçi olduğumu söyleyemeyeceğim. 



Disney yine harika bir iş çıkarmış.

-Görseller harikaydı.

-Olay örgüsü alışılmışın dışındaydı.

-Harika, herkesin alması gereken bir ders veriyordu.

-Güldürdü, hem de çok.

Eğer türü seviyorsanız, vakit kaybetmeden izlemeniz gereken bir animasyon Zootopia.

>> Bu arada filmdeki Shakira tiplemesine bayıldım yaaa, çook tatlıydı :D Ayrıca şarkı da çok hoşuma gitti, siz de dinleyin!





FİLMDEN KARELER










...

Siz Zootopia'yı izlediniz mi?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!





27 Temmuz 2016 Çarşamba

Mim : Hayatımın Hikayesi


Herkese merhaba!

Öncelikle beni bu güzel mime davet ettiği için Kağıt Salıncak'a çook teşekkür ederim. Onun yazısını şuradan okuyabilirsiniz.

Çok eğlenceli bir mime benziyor, yazmak için de sabırsızlanıyorum. Şöyle ki çocukluğumuzda duyduğumuz, okuduğumuz ve bizi etkileyen bir hikayeden, masaldan bahsetmemiz gerekiyor. 


Ben çocukluğumdan beri her zaman okuduğum, dinlediğim, izlediğim şeylerden haddinden fazla etkilenmişimdir. Bende bıraktıkları izlenim hep abartılı olur. Bu durum hala da devam eder. Çok hayalci bir kişiliğim var, bundan ileri geliyor bu durum sanırım. Bir olayı, durumu farklı şekillerde yorumlayıp farklı yönlere çekerim hep. 

Diyeceğim o ki bu mimi gördüğüm zaman aklıma hemen annemin bana anlattığı, uykularımı kaçıran o hikaye geldi; Deli Dumrul hikayesi.

Gözümün önünde hemen mum ışığında beni uyutmak için anlattığı bu hikaye geldi. Sanırım aklımda kalan bu sahne, bir elektrik kesintisinden kalma bir hatıra. Çok korkmuşsam demek ki ve annem de nasıl bir psikopat ki böyle bir hikaye anlatmış bana karanlıkta. 

Anı öyle bir yer etmiş ki kafam da, her şey çok net ; annemin kısık sesle hikayeyi anlatması, mum ışığının duvara vuran gölgesinin titremesi, annem uyuduğumu sanıp gitmesin diye göz kapaklarımı zorla açık tutmaya çalışmam...

Deli Dumrul bir Dede Korkut Hikayesi. Hatta bildiğim tek Dede Korkut Hikayesi. Lisede tüm hikayeleri okuyup incelemiş olsak da diğerlerini unuttum ama Deli Dumrul hala aklımda. 

O zamanlar beni korkutmuş olan bu hikaye aslında o kadar anlamlı ki. Aslına bakarsanız insanı sorgulamaya iten de bir hikaye Deli Dumrul. Alçakgönüllü olmayı öğretiyor, ukalalığın, burnu büyüklüğün insana ne denli zarar verdiğini gösteriyor. Ayrıca gerçek sevgiyi konu ediyor açık seçik. 

Hikayenin sonunu çok seviyorum. Sadece bu hikaye için bile Dede Korkut'a hayranlık duyuyorum. O zamanlarda fantastik öykü yazmış adam, hem de harika manevi değerler taşıyan fantastik bir öykü. Doğaüstü ögeleri böylesine yerinde kullanması ne kadar usta bir yazar olduğunu gösteriyor. 

Deli Dumrul'un hikayesini şuradan okuyabilirsiniz; tıktıkk

Şuradan da dinleyebilirsiniz, çok güzel anlatıyor.




...

Mimi herkes yaptı sanıyorum, hatta herkes unuttu bile :D

Yine de ben birkaç kişiyi mimlemek istiyorum :)






Yapmamış olanlar ve yapmak isteyenler de mimlendi.

Bu arada bu mimi yaptıysanız alta linkini bırakın, okumayı çok isterim. 

Hoşçakalın!




26 Temmuz 2016 Salı

Kralların Çarpışması- Kısım 1&2 / George R.R Martin | Kitap Yorumu


KRALLARIN ÇARPIŞMASI

Yazarı : George R.R Martin

Çevirmeni : Sibel Alaş

Seri : Buz ve Ateşin Şarkısı #2

Yayım Yılı : 1998

Türü : Fantastik

Puanım : 5/5

Krallar çarpıştığında tüm diyar titrer.




Yorum, kitabın içeriği hakkında bilgi içermemektedir.
İçiniz rahat olsun :)


Herkese merhaba!

Her an her şeyin yaşanabileceği şu zamanlarda, başıma bir şey gelmeden şuradaki listeyi tamamlamak istiyorum. Listeden devam etmeye karar verdim ve Yüzüklerin Efendisi üçlemesini bitirdikten sonra sıra Buz ve Ateşin Şarkısı Serisi'ne geldi.

Serinin dizi uyarlamasını başladığı zamandan beri hayranlıkla izliyorum. İlk sezon sona erdiğinde neler olacağını merak edip kitaplara başlamak istemiştim. Yine de seriye başlamaya dizi ikinci sezonu bitirdiğinde fırsatım oldu. İlk kitabı okuduktan sonra araya çok başka şeyler girdi – okul, sınavlar, ödevlerdi bunlar çok büyük ihtimalle.

Neyse, yani ilk kitabı okumamın üzerinden çok zaman geçti. Yine de ben şimdi seriye devam etmeden önce ilk kitabı okumaya gerek duymadım. Aslında bir tereddüt ettim ama geçtiğimiz ay izlemeyen biriyle diziye yeniden başlamıştım, bu yüzden olayları filan hatırladım iyice ki ilk kitap dizinin aynısıydı.

Kitap çok uzun olduğu için iki kısımdan oluşuyor. Yani kitabı ikiye bölmüşler. Ben hiç ara vermeden okumak istemiştim diğer yarıyı ama nedense bir mola verme ihtiyacı duydum. Çünkü ara vermeden okumaya devam etseydim eminim ki bir süre sonra okuma hızım düşecekti ve kitap çok uzun süre elimde sürünecekti. Bunun kitapla en ufak bir alakası yok, tek sebebi benim uzun kurgularda bir zaman sonra dikkatimi kaybetmem.

Yani kitabı ikiye ayırmaları benim için iyi oldu. Ama yine de kitapların arasının çok açılmaması gerektiğini düşünüyorum. İpin ucunu bir kaçırırsanız bir daha yakalayamazsınız bence. Tamam, yakalarsınız da, kıymetli vaktinize yazık olur.

Olaylar kaldığı yerden devam ediyor ama ben konusunu şöyle alıntılayayım, zira kitabın konusunu yazmaya kalkarsam işin içinden çıkamam;

Alev ve kan rengine bürünmüş bir kuyruklu yıldız, gökyüzünü baştan başa kaplamıştır. Ejdarha kayasının kadim kalesinden, Kışyarı'nın haşin topraklarına kadar korkunç bir keşmekeş hakimdir. Altı güç, Demir Taht'ı ve parçalanmış Yedi Krallık'ı ele geçirmek için kıyametvari bir savaşa hazırlanmaktadır. Gecenin karanlığında ölüler yürümekte, kardeş kardeşi katletmektedir. Bir akıl şovalyesi tehlike saçan büyücü bir kadını zehirlemek peşindedir. Bir prenses öksüz oğlan kılığında dolaşmakta, Ay Dağları'nın vahşi adamları yağma için inmektedir. Kardeş katli, zillet, simya ve kıyımla ilerleyen bu macerada zafer, kılıcı ve kanı en soğuk olanların dahi olabilir.



Diziyi izlerken devamlı "Bu dizi çok güzel." diye haykırıyordum ama kitapları okurken o duyguların iki katını yaşadığımı söyleyebilirim. Her ne kadar dizideki oyunculukları çok beğensem de kitapta karakterleri gerçekten kendime daha yakın hissettim. Duygularına tanık oldum ve diziyi izlerken çok da umurumda olmayan karakterler kitapta çok ilgimi çeken karakterler oldular. Örneğin Sansa ve Theon. 

Dizide Sansa'dan nefret ediyordum mesela; gerçekten hiçbir şey yapmadan her şey hakkında sızlanıyor gibi geliyordu bana. Ama kitapta onun gözünden anlatılan bölümleri okurken Sansa'ya gittikçe daha fazla sempati duymaya başladığımı fark ettim. Hatta çoğu zaman kendimi onun yerine koyduğum oldu. Sansa şu an gözümde çok çok farklı bir yerde.

Ya da mesela dizide Renly Baratheon çok da önemsediğim bir kişilik değildi. Benim için geri planda ve silik bir karakterdi. Buna rağmen kitaptaki Renly'i çok sevdim, hemen ısındım nedense. Esprili tavırları ve dürüstlüğü gerçekten çok hoşuma gitti ve sevdiğim karakterler arasına girdi Renly. Baratheon kardeşlerin en küçüğü olmasına rağmen, Stannis ve Robert'ın yanında en sevilesi Renly bence. 



Bölümler can sıkıcı uzunlukta değillerdi, her seferinde nasıl bittiklerini anlamıyordum. Bir daha o karakterin bakış açısına gelmek için insan devamlı okumak, kaldığı yerden devam etmek istiyor ve bu, söz konusu bu seri olduğunda, sonu olmayan bir döngü gibi. Bir bakmışsınız elinizdeki kitap bitivermiş ve siz daha fazlasını istiyorsunuz.

Herkes bu seride iyi ve kötünün olmadığını söylüyor. Aslında doğru, hiçbir karakter ne tamamen beyaz ne de tamamen siyah, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Bu açıdan yazar karakterlerini çok gerçekçi yaratmış.

Bu konuda etkili olan bir başka unsur ise bence yazarın ilahi bir anlatımı seçmesi ve bizim hikayeyi her karakterin bakış açısından, duygu ve düşüncelerinden okuyor olmamız. Bu tarafsız bir anlatım sunuyor bizlere ve aslında bu durum seride haklı ve haksız tarafın kesin çizgilerle belirlenmesini zorlaştırıyor. Her okuduğumuz karakterde empati yapıyoruz çünkü, en azından benim başıma gelen bu.



Benim için tek ve en sinir bozucu mesele karakter bolluğu sanırım bu seride. Aslında kitaba kendimi kaptırınca çok da önemsemedim o kimmiş bu kimmiş diye çünkü zaten tanıyamadığım karakterlerin önemli ya da kalıcı karakterler olmadıklarını biliyordum. Yine de arada sırada kafa karışıklığına neden oldukları da bir gerçek.

Bu karakter çokluğunun gereksiz ya da sırf gösteriş olsun diye yapıldığını söyleyemem yine de. Aslında seriyi okurken görüyoruz ; insanları bırakın, her mekanın, her kalenin, her geçidin, her binanın bir arka planı var ve yazar kimi yerde üşenmeden bize aktarıyor bu öyküleri. Belki de ana olay örgüsüne bir etkisi yok bu hikayelerin ama bu ayrıntılar bize, George babanın ne kadar derin ve kendine özgü bir dünya inşa ettiğinin, adeta bir tarih yazdığını gösteriyor. Bunları bize aktarırken herhangi bir karakterin gözlerini değil de tanrısal bakış açısını kullandığı içinde her şeyi biliyor ve her şeyi olduğu gibi bize anlatmak istiyor.


Seriye devam edip etmemek konusunda çok kararsızdım ben. Sırf diziyi izlediğim için, kitapları okurken sıkılırım diye endişeleniyordum. Fakat diziyi takip etmemin hiçbir olumsuz etkisi olmadı benim açımdan. Hatta olaylar kafamda daha çok mantığa oturdu sanki.

Eğer siz de benim gibi diziyi izliyorsanız ve kitapları okuyup okumamak arasında gidip geliyorsanız, kesinlikle okuyun kitapları bence. Hiç beklemeyin.

Diziyi izlemiyorsanız, ki bunun sebebi etrafımdan sıkça duyduğuma göre dizinin çok popüler olması. Yani bazı insanlar herkesin izlediği bu diziyi izlemek istemiyor, ona karşı bir antipati geliştiriyor gördüğüm kadarıyla. Haklılar kendilerine göre çünkü son zamanlarda herkes izler oldu Game of Thrones'u. Ben eshotta bile dizinin muhabbetini duydum arkadaşlar. 

Neyse, işte böyle dizinin yorumlarından sıkılmış ve izlemek gibi bir planı olmayanlar kitapları yine de okusunlar. Kitaplar gerçekten, gerçekten harika.

Seriyi bir çırpıda okuyup bitirmek istemiyorum. Bildiğiniz gibi çok sevgili Bay Martin son kitabı hala bitirmemiş ve ben serinin çıkmış kitaplarının bitirene kadar son kitabın en azından yazılmış olmasını istiyorum. Çevrilmese, hatta basılmasa bile olur. Yeter ki Martin o son noktayı koyduğunu duyursun. 


...

Siz Kralların Çarpışması'nı okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Ne Var Ne Yok? | Temmuz 2016


- Dertli Muggle -


Herkese merhaba arkadaşlar,

Daha önce hayatta en nefret ettiğim şeylerden birinin, belirsizlik duygusu olduğunu söylemiş miydim? Söylemediysem de şimdi söylüyorum işte.

Bir şeyin sonucu belli değilse ben rahat olamıyorum. Sınav sonuçlarımı öğrenene kadar kendimi devam eden o derse veremem mesela. Ya da okuyacağım bir dahaki kitabı kafamda belirlemeden elimdekini bitiremem. 

Zaten ülkemizin içinde bulunduğu durum yüzünden içim sıkkın, bir de bu belirsizlik hissi beni yiyip bitiriyor.

Size Erasmus sınavını kazandığımı ve Almanya/Münih'e gideceğimi söylemiştim taaa aylar öncesinden. Pasaportumu bile aldım ama şimdi öyle bir durumdayım ki vazgeçmeyi düşünüyorum. Kalacak yer problemi yaşadığımdan da bahsetmiştim ya, işte hala çözemedim o sorunu. Her kimden haber bekliyorsam fos çıkıyor ve artık acaba gitmesem daha mı hayırlı olacak diye düşünmeye başladım. 

O kadar kağıt işiyle uğraşmışken, pasaportumu bile almışken ve kış tatilimi bu sınava hazırlanmakla geçirmişken bu vazgeçme olasılığı içime oturmuyor değil.

Sorun şu ki her şey hala belirsiz. Başvurduğum yurtlardan hala haber gelmedi ve olumlu olma olasılığı da zaten düşük. Fakat yine de, olumsuz da olsa bir cevap almak beni rahatlatacak aslında. Kesin olacak gideceğimi ya da gitmeyeceğimi bilmeye ihtiyacım var. 

Önümü göremiyor gibi hissediyorum ve bu bana çok sıkıntı veriyor. Okul dönemi için plan yapamıyorum. Burada mı olacağım, yoksa Almanya'da mı bilmediğim için içimde kocaman bir huzursuzluk var. Abartmıyorum, doğru düzgün uyuyamıyorum bile. 

Ağustosun ortasına kadar bekleyip feragat edeceğim büyük ihtimalle. Çünkü o vakitten sonra vize almak çok geç olabilir. Ayrıca benim yerime gidecek kişinin de hakkını yemek istemem. 

Bütün sene boyunca hayalini kurduğum şeyin son anda böyle bir şey yüzünden gerçekleşemeyecek olması beni çok üzüyor. Zaten eğer gidemeyecek olursam bir daha denemem, çünkü gerçekten bir daha hayal kırıklığına uğramak istemiyorum. 

İşte böyle. Sanırım birilerine içimi dökmeye, dertleşmeye ihtiyacım vardı. Lütfen benim için dua edin, en azından artık bu okul dönemimin nerede geçeceği konusu bir açıklığa kavuşsun. 

Sizde ne var ne yok?

Benimle paylaşın!



Yıldız Tozu / Neil Gaiman | Kitap Yorumu

YILDIZ TOZU

Özgün Adı : Stardust

Yazarı : Neil Gaiman

Çevirmeni : Berat Çelik

Yayım Yılı : 1998

Puanım : 5/5


"Çünkü," diye duyurdu Tristan, "her sevgili yüreğinde çılgının biri ve zihninde bir ozandır."


İşte bu! Buldum arkadaşlar, sonunda buldum!

Şimdiye kadar okuduğum her Gaiman kitabına dört puan vermiştim ben, çünkü doğru kitabı daha okumadığımı içten içe hissediyordum.

Beş puan vereceğim kitabın Yıldız Tozu olacağını da tahmin ediyordum aslında ama Yokyer daha çok gözüme çarpıyordu. 

Sonunda en en en çok beğendiğim ve yazara tamamen resmi olarak hayran olduğum kitap Yıldız Tozu oldu. Hemen konusundan bahsedeyim de kitap hakkında düşündüklerime geçeyim sonra.

Duvar Köyü'nde - ki bu köy adını Perili Ülke'yle bizim sıradan dünyamızı ayıran duvardan alır - yaşayan bir genç olan Tristran Thorn, köyün en güzel kızı olan Victoria Forester'a aşıktır ve onunla birlikte olabilmek için her şeyi yapmaya hazırdır. Fakat Victoria fazlasıyla ulaşılmaz bir genç kızdır. Bir akşam Tristran yine Victoria'nın kalbini kazanmaya çalışırken kayan bir yıldız görürler. Tristran, Victoria'nın bu yıldızdan çok etkilendiğini görünce kıza, ona kayan yıldızı getireceğine söz verir. Victoria da eğer yıldızı getirirse dileğini yerine getireceğine yemin eder. Bunun üzerine Tristran duvarın ötesine yıldızı bulmak üzere yola çıkar, fakat yıldızı arayan sadece o değildir.




Baştan sona kadar ilgimi canlı tutan ve beni devamlı merak ettiren bir kitap oldu öncelikle Yıldız Tozu. Peri masalı havasıyla daha da büyüledi beni açıkçası. Yazarın kalemini bu kitapta çok samimi buldum ben, sanki okuru karşısına almış da eski bir masalı anlatıyormuş gibiydi gerçekten. 

Karakteri ve olayları birbirine bağlayış şekli çok güzeldi bir kere. Farklı açılardan ele aldığı hikayeleri bir noktada birleştirmesi hem hep merak ettirdi hem de yeri geldi, olayların kesiştiği yerlerde hayrete düşürdü. 

Neil Gaiman'ın bence hiç sıkmayan aksine akıp giden ve sürekli okuma isteği uyandıran bir üslubu var ve ben bunu bu kitapta üst düzeyde yaşadım. Aslında kalın bir kitap değil Yıldız Tozu ama hep bitirmekten korktuğum için bir anda bıraktım kitabı okumayı. Bu yüzden aklım devamlı kitaptaydı. Neler olacak diye içim içimi yese de kitabı elimden geldiğince yavaş okudum. Sizin de öyle yapmanızı tavsiye ediyorum çünkü bitince nasıl bittiğini yine de anlayamayacaksınız. En azından okurken bu keyfi birkaç güne yayarsanız, anın tadını çıkarmış olursunuz.

Her kitabında farklı fantastik ögeler kullanıyor yazarımız ve ben kitaptan kitaba kendisine daha çok hayran oluyorum. 

Kurguya işlediği ayrıntılar her seferinde beni gerçek anlamda etkiledi. Kitapta çok hoş, insanı okurken eğlendiren bir mizah havası da vardı. Yetişkinler için yazılmış bir peri masalıydı Yıldız Tozu.

Kitabı okuduktan hemen sonra filmi de izledim, cidden hiç beklemedim. Yine her zamanki gibi kitabın daha güzel olduğunu düşünüyorum, fakat sonları dışında. 

Kitabın sonu gerçekten okuduğum en iyi sonlardandı. Okuyucuyu memnun bırakan, biraz da içini burkan ama yine de kendini kabullendiren bir sonu vardı. Filmdeki sonsa hikayeye daha çok uyan, daha masalsı bir sondu ve benim daha çok hoşuma gitti. Belki de filmdeki sonu yazan da Neil Gaiman'dır, kim bilir. 

Yarattığı fantastik dünyaya, karakterlerine, olay örgüsü ve anlatımına ayrı ayrı binlerce kez hayran oldum

.Neil Gaiman'ın hayal dünyasında yaşamak isterdim. O kafanın içinde neler dönüyor kim bilir, ancak kağıda döktükleriyle yetinmek zorunda olmak üzüyor. 



...

Siz Yıldız Tozu'nu okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!






15 Temmuz 2016 Cuma

Coraline / Neil Gaiman | Kitap Yorumu


CORALINE

Yazarı : Neil Gaiman

Yayım Yılı : 2002

Türü : Fantastik

Puanım : 4/5


"You really don't understand, do you?" she said. "I don't want whatever I want. Nobody does. Not really. What kind of fun would it be if I just got everything I ever wanted."

Coraline, Odd and the Frost Giants'dan hemen sonra başladığım bir kitap oldu. Bir dakika bile beklemedim kitabı okumak için, garip bir andı benim için. 

Yıllar yıllar önce Coraline'ın uyarlamasını izlemeye çalışmıştım ama sıkılıp kapattığımı hatırlıyorum. Animasyonlarını sevmemiştim sanırım, hala da aynı fikirdeyim. 

Tabii o zamanlar kitap uyarlaması olduğundan, hele hele Neil Gaiman'ın kitabının uyarlaması olduğundan haberim yoktu.

Yazarın kitaplarını okumaya başladığımda Coraline'ı da görmüş ve çok şaşırmıştım. İlk önce pek merak etmemiştim ama Gaiman'ın birkaç kitabını okuyunca Coraline'ın da bende pişmanlık yaratmayacağına kanaat getirdim. Haklıymışım. 




Kitabın konusu kısaca şöyle;

Coraline'ın annesi ve babası işleriyle meşgul ve ona karşı oldukça ilgisizdirler. Yeni taşındıkları evde Coraline kendisini yalnız hisseder ve oyalanacak hiçbir şey bulamaz. Evi keşfetmeye çıktığında arkasında tuğlalar olan, hiçbir yere açılmayan bir kapı bulur. Fakat bir gün o kapıyı açtığında uzun, karanlık bir koridorla karşılaşır. Koridorun sonundaysa oldukça ilginç bir dünya onu beklemektedir. 

Aslında öykü oldukça tüyler ürperticiydi. Coraline gerçekten çok cesur ve gözü pek bir karakterdi bana göre. 

Anne ve babasının ilgisizliği çok rahatsız ediciydi. Bir çocuk için bu durumun ne denli üzücü olduğunu tahmin edebiliyorum. Buna rağmen Coraline'ın ailesiyle olan diyaloğu hoşuma gitti. 

Kitabın sonu çok güzel bağlanmıştı. Ben "Böyle mi bitecek şimdi bu kitap?" modlarına girmişken hikaye devam etti, buna da ayrı bir sinir oldum. Niye uzatmış yazar diye kendi kendime söylendim ama hikayeye çok mantıklı bir son hazırlamış yazar. Sonunu gerçekten beğendim, hatta sonunu en çok beğendiğim Neil Gaiman kitabı bile olabilir Coraline. 



Verdiği mesaj da çok güzeldi: Ne istediğine dikkat et.

Aynı konu yazarın Yolun Sonundaki Okyanus kitabında da geçmişti ve bence gerçekten çok doğru bir ifade bu. İnsanlar bir şeyi çok istediklerini düşündüklerinde genelde bu şeyin sonuçlarını düşünmezler. Belki de elde etmek için ölüp bittiğimiz şeyler hiç de bizim hayrımıza olan şeyler değiller. Belki de çok büyük bir felaketle sonuçlanacaklar. 

O yüzden bence bir şeyi delicesine istemek çok da sağlıklı bir davranış değil. Her şeye sahip olmak demek aslına bakarsanız hayatta hiçbir amacınızın olmaması demek bir açıdan. 

Bu yüzden ne istediğine gerçekten de dikkat etmeli insan. 



Kitabın sonunda yazarın kitabı yazma hikayesi vardı ve bu kısım da çok hoşuma gitti. Coraline isminin nereden çıktığı çok ilginç mesela. Yazar Caroline yazmaya niyetlenip harfleri yanlış yazınca ortaya çıkmış bir isim Coraline. Sonradan fark etmiş ki aslında böyle bir isim var ama artık kullanılmıyor. Kitabı okurken merak ettiğim bir şeydi bu aslında. Neden Caroline değil de söylemek için kırk takla attığım Coraline. :D

Ayrıca bu sondaki kısımdan öğrendim ki yazar küçüklüğünde bu hikayedeki gibi bir kapıyla karşılaşmış. Yaşadığı evde tıpkı Coraline'ın bulduğu gibi bir kapı varmış ve diğer tarafı duvarmış. 

Yolun Sonundaki Okyanus kitabı ile ilgili olan bir röportajında da yazar o kitaptaki gölün de çocukluğundan hatırladığı bir yer olduğunu söylemişti. Yolun sonundaki evde yaşayan bir aile olduğunu ve bu aile hakkında hayaller kurduğundan bahsetmişti. 

Neil Gaiman'ın bu şekilde çocukluğundan alıp süslediği hikayeler yazması çok hoş değil mi? Her hikayesinin içinde kendisinden bir parçası var yani aslında. 




Kitabın başında şöyle bir şey yazıyor;

I started this for Holly ( Bu kitaba Holly için başladım )

I finished it fot Maddy ( Maddy için bitirdim. )

Bunun hikayesini de öğrendim ve yazar hakkında böyle kişisel şeyler öğrendikçe daha da seviyorum kendisini açıkçası. 

Kitabı yazmaya kızı Holly için başlar Gaiman ama araya bir şeyler girer ve birkaç sayfadan öteye gidemez hikaye. Yıllar sonra kitabı yazmaya devam etmek istediğindeyse kızı Holly artık büyümüştür ve küçük kızı Maddy, Gaiman'ın hikayeyi yazmaya başladığında Holly'nin olduğu yaşlardadır. Böylece büyük kızı Holly için yazmaya başladığı Coraline'ı, küçük kızı Maddy için bitirmiş olur.

... 

Coraline, Gaiman'ın en uzun sürede yazdığı ve en ilginç kitabı. Dahası yazmış olmaktan en çok gurur duyduğu kitap. 

Türü seviyorsanız, hiç beklemeden okumanız gerekiyor bence. Ayrıca kitabın "Koralin ve Gizli Dünya" isimli Türkçe baskısı da mevcut. 

Kısacası öyle ya da böyle, gidin hemen okuyun!





...

Siz Coraline'ı okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!