26 Aralık 2015 Cumartesi

The 100 / Kass Morgan | Seri Yorumu



Herkese merhaba!

Serinin son kitabını bitireli çok oldu - bir hafta - ama bitirdiğim andan itibaren aklımdakileri yazmak için parmak uçlarım kaşınıyor sanki!





"Onlar yalancı. Onlar hırsız. Onlar asi. Onlar kahraman. Onlar insanlığın kaderini belirleyecek 100 genç."


The 100 ile tanışmam bir dizi arayışım sonunda olmuştu. İlk sahneyle, abartmıyorum, dizinin iyi olduğuna kanaat getirmiştim. Böyle dünyayı uzaydan gösterdiler ya ben kapıldım zaten. ^^




Sonra tabii standart süreci izleyip diziyi araştırayım derken ilk karşıma çıkan kitaplar oldu. İzlemekten anında vazgeçtim, aslında vazgeçtim demeyeyim de, erteledim. Önce kitapları okumayı kafama koydum. 

Geçen seneki kitap fuarında aldığım ilk kitaplardı, The 100 ve 21. Gün. Posterleri filan da çok hoştu ve beni daha da meraklandırdı stand görevlileri. Üçüncü kitap çıkmış olsaydı onu da alırdım hatta.

Şimdi hatırlıyorum da annem uyarmıştı, ilk kitabı beğenmezsen diye... Neyse artık.

İlk kitabın orijinal kapağını alamadım malesef, dizi kapağını da hiç sevmedim ama...



"Bu, insanlığın üç yüzyıldır gördüğü ilk günbatımıydı ve onu tek başına izliyordu."





Fiziksel özellikleri bir kenara bırakıp kitabın kendisinden bahsetme zamanım geldi.

Ben The 100'ın kurgusunu çok beğendim, bunu bir belirteyim önce. 


Kısaca anlatmam gerekirse,

Dünyada yaşanan bir felaketle yeryüzü yaşanmaz hale geliyor. Bir grup insan bir uzay gemisiyle dünyadan kaçmayı başarıyor. Orada geçicide olsa yeni bir düzen kuruyorlar ve dünyadaki radyasyonun etkilerinin geçmesini bekliyorlar.

Aradan tam üç yüz yıl geçiyor ve biz de hikayeyi bu noktadan sonra okumaya başlıyoruz. Dünyanın yaşanabilecek hale gelip gelmediğini görmek için bir grup insanın yeryüzüne gönderilmesi gerekiyor.

Bu iş için de içinde hikayemizin ana karakterlerinin olduğu, önceden suçlu bulunup hapse atılmış gençler seçiliyor. Yeryüzü yeniden insan yaşamına uygun mu değil mi diye onları kurban yapıyorlar bir nevi. Çünkü ne de olsa onlar gözden çıkarılabilecek mahkumlar...







"Sadece kendimiz için doğmadık."


Merak duygusu kitabın başından sıkı tutulmuştu zaten. Ayrıca olayları farklı karakterlerin gözünden okumak, ilahi bakış açısıyla da olsa, benim hoşuma gitti. Geriye dönüş sahneleri yerinde ve hoştu. Kitaplar da akıcı olunca, nasıl bitirdiğinizi anlamıyorsunuz. En azından ilk iki kitap için tam olarak böyle düşünüyorum. 

Benim için en büyük eksik kitabın anlatımıydı. Yazarın kalemini çok basit ve yetersiz buldum. Kitap okumaya yeni başlayan insanlar için, ne bileyim, böyle göz, zihin yormayacak, hiç yormayacak şeyler arayanlar için birebir. Ama gel gelelim bu kötü anlatım güzelim kurguyu hiç etmiş. Bence bu hikaye sağlam bir kalemin elinden çıksaydı unutulmaz olurdu. 

Yazının buradan sonrası seriyi okuyanlar içindir.


İlk iki kitabın sonu gerçekten çok iyiydi. Hele ilk kitabın sonunu okuduktan sonra 21. Gün'ü okumamak için kendimle savaştım. Dünyada hala birilerinin olduğunu tahmin ediyordum ama karakterlerimiz bunu öğrenince ne yapacaklar diye içim içimi yemişti. 





"Ama zaten güzel olanlar, seni en çok üzen oluyorlar."





İkinci kitap hakkında söylemeden geçemeyeceğim şey kapağı. Kapağı için bile serideki favorim 21. Gün.



Ayrıca aksiyon ve gizem de bu kitapta daha çok hakimdi sanki. Ayrıca ikinci kitaptaki en sevdiğim bölümler Glass ve Luke bölümleriydi. Hele Glass'ın uzay yürüyüşüne çıktığı kısımda dudaklarımı kemirmekten öldüm. 




21. Gün'ün sonu ilk kitabınki kadar şok edici değildi ama yine de üçüncü kitabı okutacak nitelikteydi bence. Ayrıca bir sürü soru işaretiyle bitti kitap.

Bunlardan en önemlisi Bay ve Bayan Griffin'e ne olduğuydu sanırım. 

Unutmadan, Wells ve Bellamy'nin kardeş çıkması?  WTF?






Ama üçüncü kitaptaki bu ikisinin ilişkisi çok hoşuma gitmedi değil şimdi. Hatta Clarke'ı bir tarafa atıp Bellamy ve Wells'i shipleyecektim neredeyse :D 

Bellamy'nin Octavia'ya karşı hisleri ve tüm o korumacı tavırları da çok güzeldi. Bellamy gibi bir ağabeyim olsun isterdim. 





Üçüncü kitap aralarında en sevmediğim kitap oldu. Kötü grubu gördük ama şöyle böyle. Clarke'ın anne babası son sayfada geldi yahu! Onlar ne yaptılar bunca yıl, geçmişte neler oldu tam olarak bir öğrenemedik. Bu konuda içim kesinlikle rahat değil.

Felaketle, kurtulan insanlarla, daha da önemlisi kurtulamayan insanlarla ilgili biraz daha ayrıntı öğrenmek iyi olabilirdi. 

"Neden kolonideki herkes aynı dili konuşuyor?"


 Kayıpların ve gemide kalanların üzerinde de çok durulmadığını düşünüyorum. 

Glass ve Luke? Onların tam olarak, yüzde yüz mutlu olduklarını, birlikte sonsuza dek mutlu olacaklarını görmek istiyordum ben...



Ahh, ahh.. The 100 çok iyi başladı ama sonunda batırdı benim için. Üçüncü kitaptaki aksiyon bile son sayfalara sıkıştırılmıştı. 



Bu arada, Sasha'nın ölmesi ne gereksiz bir olaydı be. Resmen zorlama bir dram okuduğumu hissettim o sayfalarda. En ufak şeye duygulanan ben öyle kayıtsız okudum ki o bölümleri, kendime şaşırdım. 




Dizisine bir şans vereyim diyorum, sonra aklıma dizide Luke ve Glass'ın olmadığı geliyor. Neyleyim ben öyle diziyi -_-



Kısacası The 100, olmasaydı sonumuz böyle.




Seriyi okumayanlar için toparlamam gerekirse,

Bu seriye verdiğim puan 5 üzerinden 3. Düşününce gerçekten de tam üçlük bir seri. Okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz. Hafif bir şeyler okumak, aklınızı dağıtmak istiyorsanız tavsiye ederim. Diliyle sizi yormayacak, akıcılığıyla keyifli vakit geçirtecek bir seri. Ama büyük beklentilerle başlamayın derim. 

...

Siz The 100 Serisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Benimle paylaşın!







4 yorum:

  1. Dizisini mutlaka izlemelisin bence. Ben önce diziyi izleyip kitabı okuyunca kitap çok sönük geldi. Dizideki heyecan kitaptakini 3498758357'e katlar :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cidden mi ya, heyecanlandım şimdi bak.:D Aslında beğeni önce hangisini yaptığına göre değişiyor, öyle gözlemledim ama sanırım diziye bir şans vereceğim. Dizi resimlerini gördükçe merak ediyordum zaten, bu yorumundan sonra izlemezsem çatlarım :D

      Sil
  2. Yaa konu çok iyiymiş de anlatım kötü diyince soğudum birden :/ dizisi daha güzel diyorlar hep zaten :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani böyle tam Reading Slump dönemindeyken okunacak, yormayacak, kafa dağıtmak için okunacak bir seri bence. Ciddi ciddi kesinlikle okumalısın diyemem kimseye.. Diziye başlamayı kafaya koydum, bakalım.. :D

      Sil