8 Ekim 2015 Perşembe

Anna and the French Kiss / Stephanie Perkins | Kitap Yorumu






Bu kitapla ilgili herhangi bir şey söylemeden önce şu ismi hecelemenizi istiyorum. Kısık sesle ve yavaşça :   É - tie - enne.
Söylemek istediğim ilk şey sizi ilgilendiriyor, İngiliz aksanı duyunca içindeki atların start aldığı kızlar, işte sizi.  Baş karakterimizin adı Anna, büyük şok (!), ve bu bizim İngiliz ona ' Ah-na'  diyor. Ah...
Fransız ismi + İngiliz Aksanı  WTF? diye düşünebilirsiniz, kitabı okuyun.

√ Kitabı, Étienne için okuyun.

...
Paris... Özellikle kızların gitmeyi hayal ettiği şehirlerin başını çeker. Aşk şehridir orası. Falan filan...
Benim hiç Paris takıntım olmadı. Hiç Eiffel kulesi posteri alıp odama asmadım ya da Je Veux  şarkısını, hiçbir halt anlamasam da, kusana kadar dinleyip, telefonumun zil sesi yapmadım. Her zaman Paris'in gereksizce abartıldığını düşündüm. Şey, böyle düşünmek ahmaklıkmış.

Bir kere eğer gerçekten Paris hayranıysanız, poster asmak ve Fransızca bir şarkıyı, bu hep Je Veux oluyor ama, zil sesi yapmaktan bahsetmiyorum, gerçekten Paris'le ilgili şeyler okumayı, oradan resimler derlemeyi, ne bileyim, dinlediğiniz o şarkılara saçma kelimelerle eşlik etmek yerine o şarkı sözlerinin anlamına bakıyorsanız, bu kitaba bayılırsınız. Abartmıyorum. Ben ki, Anna gibi, Paris'le ilgili çok şey bilmiyordum ve okuduklarımdan sonra gitmek istediğim yerler listesinin üst sıralarına yerleşti.
√ Kitabı Paris için, tarih kokan bu şehir için okuyun.
...

Yine Paris'e özgü bir şey ama ben ayrıca ele almak istiyorum, sinemalar. Karakterimiz eski filmleri çok seviyor ve Paris'teki eski sinemalarda vakit geçirmeye bayılıyor.  Sinemanın temeli burada atıldığından Paris'in bu konuda meşhur olduğunu biliyorsunuzdur. Eh, bilmiyorsanız da öğrendiniz.
√ Kitabı Paris'in sinemaları için okuyun.
...
Şimdi French Kiss filan diyeceksiniz klasik romantik bir hikaye. İnanın öyle değil. Çok eğlenceli bir hikayesi var ve verdiği bir mesaj da var. Yani kitap boş aşk sahnelerinden ibaret değil. Ayrıca Fransız kültürüyle ilgili birkaç şey de öğreniyor insan, mesela insanların hiç çekinmeden sizi kesmesi çok normalmiş. Kesmek derken, bayağı gözleriyle yemek gibi bir şey yani. Birkaç Fransızca kelime kalıyor aklınızda, ne işe yarayacaksa demeyin, dile hevesli insanlar için bu çok eğlencelidir.
 Veee, macaron kelimesi geçtiğinde ağzınızın sulanması... Bu biraz acı vericiydi benim için, hiç macaron yemedim. Ama görüntüleri bile çok şeker değil mi?


"İçimden adını hecelerken ona doğru koşuyordum.É - tie - enneÉ - tie - enneÉ - tie - enne. Adı eriyen bir çikolata gibi kaplıyordu ağzımın içini. O kadar güzel, o kadar mükemmeldi ki."

Yukarıda hissi yaşamak için kitabı okuyun. 

Bu kitabı okumadan önce, okurken ya da okuduktan sonra, ya da hepsi birden, dinlemenizi tavsiye ettiğim bir parça var. 
>> ZAZ / Sous le ciel de Paris ( Resmi Youtube videosunda İngilizce alt yazısı mevcut.) Şarkının isminin anlamı ' Paris'teki Gökyüzünün Altında.'  Kısaca Paris'i anlatıyor, dinlerken videoyu da izleyin, çok güzel...









Özgün Adı : Anna and the French Kiss

Yazarı : Stephanie Perkins

Türü : Genç Yetişkin / Romantik

Seri : Anna and the French Kiss #1

Yayın yılı : 2010

Goodreads Puanı : 4.10


2 yorum:

  1. Gerçekten güzel bir kitap gibi. Açıklamaların örneklerin çok iyi. Bayıldım xx

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, beğenmene çok sevindim :') xx

      Sil